GENÇ BİR DİPLOMATIN OTURDUĞU KOLTUK VE DEVLETİN BÜTÜNSEL TUTUMU

Bir kareyle bir devlet yargılanabilir mi? – Bizce, hayır! Olaylara bütünsel bakmak, derin bakmak ve geniş bir ufuktan bakmak gerekir.
Bir fotoğraf bin söz söyleyebilir. – Derler ya, “Söze bakarım söz mü diye, söyleyene bakarım adam mı diye”… Evet, bazen de bir fotoğraftan bin yanlış söz üretildiğini görüyoruz. Hele hele sosyal medya varken, orada algoritmik cambazlıklar yapılırken…
İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu’nun 24 Eylül 2026 tarihinde BM Genel Kurulu’ndaki konuşması sırasında onlarca ülkenin heyetinin salonu terk etmesi de böyle olaylardan biri oldu. Kardeş Türkiye de protesto ederek salonu terk eden ülkeler arasındaydı; ancak salonu herkes terk etmemişti. ABD, Almanya, Fransa, Birleşik Krallık, Çin, BAE, kardeş Kazakistan ve daha birçok devletin temsilcileri gibi Azerbaycan’ın temsilcisi de salonda kalmıştı. (Toplamda yaklaşık 70 ülke heyetinin protestoya katıldığı bildiriliyor.)
Demek ki sosyal medyada yayılan “herkes çıktı, salonda yalnız Azerbaycan kaldı” sunumu gerçek değil, düpedüz “fake”tir.
Ama mesele yalnızca yanlış bilgi(lendirme) midir? –
Mesele şu ki bir diplomatik epizottan yola çıkarak Azerbaycan’ın Türkiye’ye, Filistin’e, İslam dünyasına yaklaşımı hakkında hüküm vermeye çalışanlar var. Özellikle kardeş Türkiye’de ve Azerbaycan ile Türkiye’nin Aras’ın aşağısındaki ortak komşusunda hakkımızda kullanılan kimi ağır ifadeler ne gerçeğin kendisine ne devletlerarası ilişkilerin ruhuna ne de tarihî hafızaya sığar.
Çünkü devlet siyaseti, genç bir diplomatın birkaç dakika boyunca hangi koltukta oturduğuyla ölçülmez; asıl ölçü, o diplomatın temsil ettiği devletin yıllar, on yıllar boyunca hangi konumda durduğudur.
Hafızamızı biraz tazeleyelim:
24 Nisan 2014. Prag.
Avrupa Birliği’nin “Doğu Ortaklığı” programının beşinci yılına adanan zirvede, dönemin Ermenistan Cumhurbaşkanı Serj Sarkisyan, Türkiye’nin katılmadığı toplantıda 1915 olaylarını ve Türkiye ile ilgili meseleleri gündeme getirdi; yanlış, yarım yamalak şeyler geveledi.
Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev oradaydı ve kendisine nokta atışı bir yanıt verdi.
O gün hafızalarda kalacak bir siyasi formül doğdu:
“Türkiye burada yok, ben buradayım!”
– Bunun yalnızca güzel bir kardeşlik cümlesi, geçici bir siyasi jest olmadığı gün gibi ortadadır. Türkiye temsilcisinin bulunmadığı uluslararası bir masada Azerbaycan Cumhurbaşkanı’nın Türkiye’ye yöneltilen suçlamalara cevap vermesi ne ilk olmuştur ne de son.
Elbette kardeş ülkenin yönetimi ve diplomatları da zaman zaman aynı tutumu sergilemiştir.
Bu böyledir – biz kardeşiz; üstelik bu tür karşılıklı siyasi-diplomatik destekler ve cesur sözler esasen “Şuşa Beyannamesi”nden önceki dönemlerde de vardı. Bir başka deyişle, üzerimizde hukuki-siyasi bir yükümlülük bulunmadan da kardeşlik sorumluluğumuza, hak ve adaletin buyruğuna kayıtsız kalmadık.
Prag olayının üzerinden 12 yıl geçti…
2026 yazında İsrail hükümeti 1915 olaylarının “Ermeni soykırımı” olarak tanınmasına ilişkin karar aldığında Azerbaycan susmadı. Resmî Bakü karardan ciddi rahatsızlık duyduğunu bildirdi ve İsrail hükümetini kararı yeniden gözden geçirmeye çağırdı.
Daha sonra Azerbaycan Cumhurbaşkanı Yardımcısı Hikmet Hacıyev, Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in talimatıyla yoğun diplomatik temaslar yürütüldüğünü ve Azerbaycan tarafının mesajlarının İsrail tarafından ciddiyetle karşılandığını; meselenin Knesset’te ilerletilmediğini bildirdi. İsrail kaynakları da Bakü’nün diplomatik müdahalesi konusunda bilgi yayımladı.
Bunlar çok yakın, hatta bazılarının sıcaklığı henüz geçmemiş olaylardır.
Öyleyse bir soru doğuyor:
Bir diplomatın BM salonunda kalmasını Azerbaycan–Türkiye kardeşliğinin ölçüsüne dönüştürmek isteyenler bu gerçekleri neden hatırlamıyor?
Azerbaycan’ın İsrail’le ilişkileri var, evet. Evet, bunu kimse gizlemiyor.
Ama Azerbaycan’ın Filistin’le de diplomatik ilişkileri var ve resmî tutumu son derece açıktır. Söz konusu olan İsrail–Filistin ihtilafının uluslararası hukuk ve BM kararları temelinde iki devlet ilkesi doğrultusunda çözüme kavuşturulmasıdır.
Azerbaycan’ın Ramallah’ta resmî temsilcilik ofisi faaliyet göstermektedir. Azerbaycan, 2025 yılında BM platformunda Doğu Kudüs’ün Filistin devletinin başkenti olması koşuluyla iki devletli çözüme desteğini bir kez daha resmen ifade etti.
Azerbaycan Filistin’e yalnızca açıklamalarla destek vermedi.
Resmî bilgilere göre 2023’ten sonraki gerginlik döneminde Filistin halkına 2 milyon ABD doları tutarında insani yardım ayrıldı; eğitim ve sağlık projeleri hayata geçirildi.
Bir başka somut gerçek:
3 Ağustos 2026 tarihinde Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, Filistin Devleti’nin Azerbaycan Cumhuriyeti’ndeki Büyükelçiliğine mali yardım sağlanmasına ilişkin Azerbaycan–Filistin Protokolü’nü onayladı.
Yani Netanyahu’nun BM’deki konuşmasından yalnızca birkaç hafta önce Azerbaycan devletinin imzaladığı belgelerden biri, Filistin’in Bakü’deki diplomatik temsilciliğine mali destek verilmesiyle ilgiliydi.
İşte, “salon fotoğrafı”nı yorumlayanlar bu belgeyi de o fotoğrafın yanına koysunlar…
Azerbaycan Cumhuriyeti’nin komşuluk siyaseti de seçici hafızayla değerlendirilemez.
2026 yılının Mart ayında İran’ın Dini Lideri Hamaney’in hayatını kaybetmesinin ardından Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, İran’ın Bakü Büyükelçiliğine giderek taziyelerini bildirdi ve taziye defterine duygu ve düşüncelerini yazdı. Bu, devlet başkanı düzeyinde dikkat çekici bir komşuluk ve insani dayanışma örneğiydi.
Sonraki askerî gerginlik döneminde Bakü, Tahran’a geniş çaplı insani yardımlarda bulundu. Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, Cumhurbaşkanı Aliyev’e bu yardımlardan dolayı teşekkür etti.
Ağustos ayında Bişkek’teki görüşmelerinde Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan, o zor günlerde ülkemizin sergilediği tutumu, iletilen taziyeleri ve insani yardımları bir kez daha takdirle karşıladığını ifade etti.
Aynı görüşmede masadaki Azerbaycan maden sularıyla ilgili yaşanan küçük epizot da dikkatlerden kaçmadı. Cumhurbaşkanı Aliyev’in Azerbaycan suyuna yönelik ince ama açık jestinin ardından iki Cumhurbaşkanı da Azerbaycan suyu içti. Bazen diplomaside büyük sözler kadar böyle küçük jestlerin de kendine özgü bir dili vardır…
Neyse… Bugüne dönelim.
Evet, biz sosyal medya paylaşımlarına takılıp kalmıyoruz; önemli olan devletlerarası ilişkilerin belgelenmiş gerçekleridir.
Diplomasiyi sosyal medyanın davranış kurallarıyla ölçmek olmaz. – Kimilerinin temel yanılgısı belki de tam olarak buradadır.
Bir diplomatın salonda bulunması, kürsüdeki konuşmacının söylediklerini otomatik olarak desteklediği, orada söylenenlerin yüreğine su serptiği anlamına gelmez. Öyle olsaydı uluslararası diplomasinin büyük bölümünü açıklamak mümkün olmazdı. Devletler birbiriyle anlaşamadığında da birbirini dinler, görüşmeler yürütür ve diplomatik ilişkilerini sürdürür.
Topraklarımız işgal altındayken dünyanın dört bir yanından bize “Ermenistan’la (işgalciyle!) konuşun”, “diyalog kurun”, “meseleyi barış yoluyla çözün” çağrıları yapılmıyor muydu?.. Dostlarımız, kardeşlerimiz ve komşularımız da bu tür çağrılarda bulunmuyor muydu?
Biz o çağrıları kimsenin başına kakmadık ki…
Azerbaycan’ın İsrail’le ilişkileri, Filistin’le ilişkilerini ortadan kaldırmaz. Filistin’e destek de Türkiye’yle kardeşliğin alternatifi olmamıştır, olmayacaktır.
Tahran’la komşuluk ilişkileri de Bakü’nün diğer başkentlerle bağlarına aykırılık oluşturmaz.
Bağımsız dış politikanın özü tam da budur: kendi millî çıkarlarını, uluslararası hukuku ve benimsediğin ilkeleri başka devletlerin ilişkiler sisteminin rehinesi hâline getirmemek!
Uzun sözün kısası, bir koltuğun karşısına koca bir tarih konulamaz.
Azerbaycan’ın devlet politikasını BM salonundaki bir koltukla ölçmek isteyenler için değil, hakikat adına hatırlamak gerekir: Azerbaycan’ın Türkiye’yle ilişkileri tek bir diplomatik jestten çok ama çok, katbekat büyüktür.
Azerbaycan’ın Filistin meselesindeki tutumu bir fotoğraf karesinden çok daha geniştir.
Bakü’nün Tahran’la komşuluğu bir sosyal medya paylaşımından çok daha derindir.
Devletler hakkında hüküm verirken bir anlık fotoğrafa takılıp kalmak yerine tutumların kronolojisini okumak daha doğrudur.
Evet, Azerbaycan’ın genç diplomatı BM salonunda kalmıştı; ama yalnız kalmamıştı.
Evet, Azerbaycan İsrail’le ilişkilerini sürdürüyor; ama Filistin devletinin varlığını savunan, Ramallah’ta temsilcilik bulunduran, Filistin halkına insani yardım sağlayan ve Filistin’in Bakü’deki Büyükelçiliğine mali destek veren de Azerbaycan’dır!
Evet, Azerbaycan bağımsız dış politikasını yürütüyor; ama aynı Azerbaycan, Türkiye’nin bulunmadığı masada “Türkiye burada yok, ben buradayım!” diyebilmiş Azerbaycan’dır.
Bir de şunu hatırlayalım. –
2 Eylül 2020.
Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, Yunanistan’ın ülkemize yeni atanan Olağanüstü ve Tam Yetkili Büyükelçisi Nikolaos Piperigkos’un güven mektubunu kabul ediyor.
Devlet Başkanı’nın görüşmedeki konuşmasından bazı bölümleri paylaşalım:
“…Değinmek istediğim …konu, Türkiye ile Yunanistan arasında Doğu Akdeniz bölgesinde son zamanlarda yaşanan gerginliktir. Size söyleyebilirim ve bu bir sır değildir ki Türkiye yalnızca dostumuz ve ortağımız değil, bizim için kardeş ülkedir. Hiçbir tereddüt göstermeden Türkiye’yi destekliyoruz ve her durumda destekleyeceğiz. Aynı desteği Türk kardeşlerimizden de görüyoruz. Onlar Azerbaycan’ı bütün meselelerde destekliyorlar ve biz de onları bütün meselelerde destekliyoruz; buna Doğu Akdeniz’deki arama faaliyetleri konusu da dahildir.
…Bizim tutumumuzu bilmenizi istiyorum. Bu tutum benim talimatımla Azerbaycan hükümeti tarafından zaten resmen açıklanmıştır. Size bir kez daha söyleyebilirim ki Türkiye bizim için yalnızca dost değil, kardeş ülkedir ve Türkler bizim kardeşlerimizdir. Dolayısıyla bütün meselelerde onların yanında olacağız.”
İşte böyle!..
Diyorum ki gelin, salonda kimin oturduğunu saymadan önce, tarihte kimin kimin yanında durduğunu hatırlayalım. – Belki de bugünkü tartışmaya verilebilecek en uygun yanıt tam olarak budur.
Bizim diplomatımız dışarıdan, özellikle Netanyahu’nun konuşmasını dinlemek için salona gelmedi – öncesinde de oradaydı, sonrasında da oradaydı. Genç bir diplomat o gün orada siyasi jimnastik yapmadı diye bütün yaşanmışların üstü çizilmeli midir?
Ellerinde tarihin üstüne kalın çizgiler çekmeye hazır kara kalemler tutanlar bir şeyi unutmamalıdır: Azerbaycan–Türkiye kardeşliği sosyal medyanın bir günlük gündeminden, bir salonun birkaç dakikalık görüntüsünden çok ama çok daha büyük tarihî, siyasi ve manevi bir olgudur.
Türkiye Azerbaycan’ın kan ve can kardeşidir!
Tahran, Bakü’nün komşusudur.
Filistin halkının devlet olma ve güvenlik hakkı, Azerbaycan’ın resmen desteklediği bir ilkedir.
İsrail’le ilişkiler ise Azerbaycan’ın bağımsız dış politikasının bir başka gerekli yönüdür.
Bunlardan birinin varlığı diğerini otomatik olarak ortadan kaldırmaz. – Bunu anlamak için çok yüksek bir tahsil gerekmiyor. – Devlet siyaseti tam da bu karmaşık ilişkiler sistemi içinde sınanır.
Bu nedenle Bakü’ye yaklaşımda da Ankara’ya, Tahran’a, Filistin’e ve İsrail’e yaklaşımda da aynı talep geçerli olmalıdır:
Adil olalım!
Gerçeği bırakıp “fake”e sarılmayalım.
Hafızamızı seçici, deyim yerindeyse bölük pörçük kullanmayalım.
Bir kez bir koltukta oturulduğunu görüp de bir devletin yıllar boyunca nerede ve nasıl hakkın yanında durduğunu görmeyi beceremeyenler, hiç olmazsa açıp tarihe baksınlar…
DEVLETİMİZ ZEVAL GÖRMESİN!
Ekber GOŞALI




