Bir başkent dünyayı kendi içinde birleştirebiliyorsa…

Şehir – insanın kendi zamanını örgütleme biçimi, hafızasını taşlara nakşetme yöntemi, geleceğe dönük kültürel iradesinin görünen yüzüdür. Aslında insanlık tarihinde şehirler yalnızca taştan, betondan, ahşaptan, sokak ve meydanlardan ibaret olmamıştır. İşte bu anlamda, Bakü’de düzenlenen ve başarıyla tamamlanan Dünya Şehircilik Forumu (WUF13), mirası ve deneyimi şekillendirmekle birlikte, kendine özgü mesajlar ve çağrılar da taşıyordu. WUF13, Azerbaycan’ın dünyaya sunduğu yeni şehircilik anlayışının, yeni kalkınma felsefesinin ve yeni jeopolitik kültür modelinin bir göstergesiydi.
Cumhurbaşkanı İlham Aliyev konuşmasında özellikle bir noktayı vurguladı: 182 ülkeden 45 binden fazla katılımcının Bakü’de toplanması, Azerbaycan’ın artık küresel bir güven mekânına dönüştüğünü göstermektedir. Elbette bu rakamlar yalnızca istatistiksel bir veri değildir; çünkü XXI. yüzyılda uluslararası etkinlikler artık sadece diplomatik protokol hadiseleri sayılmıyor; aynı zamanda devletlerin “yumuşak güç” indeksinin, güvenlik güvencesinin, şehir yönetimi becerisinin ve dahası, uygarlık cazibesinin göstergesine dönüşüyor.
Dünyanın en büyük gölü olup adına gölden daha üstün bir yakıştırmayla “deniz” denilen Hazar’ın kıyısındaki en büyük ve tek başkent şehir Bakü’dür; Bakü, Asya ile Avrupa’nın kavşağında ve sanki gezegenin merkezî konumunda yer almaktadır. Bakü – doğu ile batının dertleştiği, anlaştığı ve birbirini tamamladığı bir şehirdir; bu şehir, kadimlikle çağdaşlığın birbirini inkâr etmediği, tersine tamamladığı bir medeniyet köprüsü olma hakkına sahiptir. Evet, gerçekten de İçerişehir’in kadim surlarından çıkıp bir sokak geçtiğinizde insan kendisini futuristik bir şehir atmosferinde hisseder. Bunun tesadüf olmadığı açıktır. Bu, Azerbaycan devlet aklının şehircilik anlayışındaki felsefe sayılabilir: mesele, tarihi koruyarak bugünü anlamlandırmak ve geleceği inşa etmektir!
Aslında çağdaş dünyadaki kentleşme krizi tam da bu uyumun bozulmasından doğmuyor mu? Birçok ülkede şehirler büyüdü, fakat ruhsuzlaştı; teknoloji gelişti, ancak insanın şehirle manevi bağı zayıfladı. Dünyanın en büyük gölünün yormadığı bu büyük şehir ise başka bir model sunuyor: şehir hem yaşamalı hem de yaşatmalıdır. Şehir hem hız olmalıdır hem de hafıza…
Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in Bakü Formula-1 yarışını şehircilik modeliyle kıyaslaması da son derece ilginç ve simgeseldi. Hız ile ihtiyatın paralel korunması… Gelişim ile miras arasındaki denge… Bu aslında çağdaş yönetim anlayışının da formülüdür. Liderlik, ileri gitmekle birlikte geçmişin hafızasını kırmadan geleceğe yol açabilmektir.
Azerbaycan’ın şehircilik siyasetindeki en dramatik ve tarihî yön ise hiç kuşkusuz Karabağ ile Zengezur’un yeni şafağıdır. Devlet başkanının vurguladığı gibi, Ağdam’ın “Kafkasya’nın Hiroşiması” olarak adlandırılması tesadüf değildi. Otuz yıllık işgal, bereketli topraklarla birlikte şehir hafızasını, mimari kodları ve kültürel ritmi de yok etmeye çalışmıştı; ancak bugün Azerbaycan o topraklarda bina bina, köprü köprü, yol yol, bahçe bahçe… yeni bir hayat modeli kuruyor.
Burada çok önemli bir nokta vardır: Karabağ’da yürütülen yeniden imar çalışmaları, postsovyet coğrafyasında benzeri görülmemiş ölçekte “akıllı şehir” ve “akıllı köy” projelerinin gerçeğe dönüşmesidir. Tüneller, havaalanları, sanayi bölgeleri, enerji altyapıları vb… – bütün bunlar teknik projeler olmanın ötesinde, Büyük Dönüş’ün mimari manifestosu, anlayışı ve bizzat kendisidir.
Aslında Karabağ’da şehircilik artık yalnızca bir urbanizm meselesi olmaktan çıkmıştır; bu, millî onurun yeniden dirilişi meselesine dönüşmüştür. Yıkılmış bir şehri yeniden kurmak, tarihî iradeyi yeniden ayağa kaldırmaktır.
Cumhurbaşkanının konuşmasında dikkat çeken diğer önemli çizgi ise ekoloji ile şehir ilişkileriydi. Bir zamanlar petrol sanayisinin ağır ekolojik yükünü taşıyan Bakü, bugün “Kara Şehir”den “Ak Şehir”e geçişin simgesine dönüşmüştür. Bunun yalnızca bir isim ya da renk değişikliği olmadığını; şehrin kaderinin yeniden yazılması anlamına geldiğini biliyoruz. XXI. yüzyılın şehri yalnızca ekonomik güç üzerine kurulamaz. Evet, şehir insan nefesi, yeşil alan, toplumsal huzur ve ekolojik güvenlik üzerinde yükselmelidir.
Son 20 yılda Bakü’de oluşturulan yüzlerce park, kamusal alan, metro hattı, elektrikli otobüsler ve mikromobilite sistemleri de bu anlayışın pratik ifadesidir. Çağdaş şehir otomobillere değil, insanlara odaklanmalıdır.
WUF13’ün Bakü’de düzenlenmesi bir kez daha gösterdi ki Azerbaycan artık bölgesel çerçeveleri aşarak küresel gündem oluşturan ülkeler arasına girmiştir. Evvelsi gün enerji güvenliği, dün iklim diplomasisi, bugün kentsel gelişim felsefesi ve daima insaniyet… Bakü artık yalnızca siyasi haritada değil, fikirler ve gelecek tasavvurları haritasında da önemli bir merkeze dönüşmektedir.
Şehir – devletin görünen ruh kudretidir.
Eğer bir ulus kendi şehirlerini koruyorsa, demek ki kendi hafızasını koruyordur.
Eğer bir devlet yıkılmış şehirleri yeniden kuruyorsa, demek ki geleceğini inşa ediyordur.
Eğer bir başkent dünyayı kendi içinde birleştirebiliyorsa, artık o şehir coğrafyadan çıkıp kadere dönüşmüş demektir… Sizce bütün bu süreçlerin en derin katmanında işte bu hakikatler, doğrular ve gerçekler yatmıyor mu?
“Bizim Bakü, bizim Yürek” şimdi tam da böyle bir kaderin adıdır.
DEVLETİMİZ ZEVAL GÖRMESİN!
Ekber GOŞALI



