28 MAYIS: CUMHURİYET’TEN TÜRK DÜNYASINA UZANAN YOL

1918 yılının 28 Mayısı…
Yalnızca bir cumhuriyet devletinin doğduğu gün değil!
28 Mayıs – bir milletin kendi kaderine sahip çıkma iradesinin, bir coğrafyanın esaret zincirlerini kırma azminin, bir medeniyetin yeniden diriliş çağrısının tarihe yazıldığı gündür!
Azerbaycan Halk Cumhuriyeti’nin ilan edilmesiyle İslam Gün Doğusunda ilk demokratik cumhuriyet kuruldu. Bu hadise, bütün Doğu âlemi için yeni bir siyasi düşünce modelinin doğuşuydu. O çağda imparatorluklar yıkılıyor, haritalar değişiyor, milletler kendi kimliğini arıyordu. Bakü’den yükselen istiklal sesi ise bambaşka bir anlam taşıyordu:
Türk ve Müslüman topluluklar artık yalnızca yönetilen olmayacak, yöneten de olacaktı; yalnızca tarihi yazılan değil, yeniden tarih yazan olacaktı!
Cumhuriyet kurucuları bunu biliyor, görüyordu. Onların zihnindeki Azerbaycan yalnızca bir coğrafi mekân olabilir miydi? Azerbaycan aynı zamanda bir medeniyet köprüsü, Türk dünyasının manevi-siyasi kavşağıydı.
Cumhuriyet kurucuları bunu çok iyi biliyordu. Mehmet Emin Resulzade’nin “Bir kere yükselen bayrak bir daha inmez” sözü yalnızca bir istiklal romantizmi değildi; bu, geleceğe yönelmiş bir devletçilik manifestosuydu.
O gün kurulan Cumhuriyet ne yazık ki kısa ömürlü oldu – yaşasaydı belki çok daha farklı bir tarih akışı yaşayacaktık; ancak cumhuriyet ideali, cumhuriyet fikri ölmedi.
Evet, bazı devletler tarihte yaşar, bazı devletler ise tarihin içinde geleceğe dönüşür.
Sovyet esareti yıllarında bile 28 Mayıs ruhu milletin hafızasından silinmedi. O ruh bazen bir fısıltı oldu, bazen şiire dönüştü, bazen sazın telinde yaşadı, bazen sürgün hatıralarında…
“Qoca Azaflıyam, dilim var, lalam,
Tebrizde kardeşim, Sibirde balam;
Öyle bir dert varmı çekmemiş olam,
Bak, onlar ağartdı başımı benim.”
Bu sözler Âşık Mikayıl Azaflı’nındır.
Ya da Âşık Ekber Caferov şöyle diyordu:
“Sancıldım yurduma, göğerdim, bitdim,
Boy atdım, büyüdüm, meclise gitdim;
Ben sazı özüme havadar etdim,
‘Aşık, bize çal ’Keremi…’ dedilər…”
Gam havası, dert rüzgârı geçti; nihayet XX. yüzyılın sonlarında Azerbaycan yeniden istiklaline kavuştu, devlet bağımsızlığını yeniden kazandı.
Ama tarih bununla bitmedi.
Aslında 28 Mayıs’ın gerçek ölçüsü, Azerbaycan bağımsızlığını ikinci kez kazandıktan sonra daha açık görülmeye başladı. Çünkü bağımsızlığın yalnızca bayrak kaldırmak olmadığını biliyoruz; biliyoruz ki o bayrağın gölgesinde güçlü bir devlet kurmak, onurlu olduğu kadar ağır bir sorumluluktur.
Galip Azerbaycan, 1918’in siyasi idealinin XXI. yüzyıldaki kudretli devamıdır.
Muzaffer Başkomutan, Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in liderliğiyle Azerbaycan geniş Avrasya coğrafyasının önemli siyasi aktörlerinden birine dönüşmüştür. Cumhuriyetin yarım kalan hayalleri artık galip devlet iradesiyle tamamlanmaktadır.
44 günlük savaş, antiterör operasyonları ve egemenliğin tam sağlanması bunu açıkça göstermiştir.
Bugün Azerbaycan yalnızca kendi sınırlarını korumuyor; aynı zamanda büyük bir medeniyet-siyasi alanın – Türk dünyasının – stratejik geleceğinin en aktif mimarlarından biri hâline geliyor.
Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in “Türk dünyası bizim ailemizdir” sözü artık çoktan siyasi slogan olmayı aşmış, jeopolitik bir gerçekliğe dönüşmüştür. Bu yaklaşım yalnızca kürsülerden yapılan bir çağrı değildir; ölçeğini ve yaşama gücünü enerji projelerinde, ulaşım koridorlarında, ortak güvenlik platformlarında, ortak alfabe girişimlerinde, kültür ve eğitim programlarında, uluslararası kuruluşların faaliyetlerinde göstermektedir.
Türk Devletleri Teşkilatı artık ortak gelecek düşüncesinin siyasi kurumsallaşmasıdır.
Bakü’den Türkistan’a, Şuşa’dan Taşkent’e, Ankara’dan Bişkek’e uzanan hat; ortak hafızanın, ortak iradenin ve ortak kaderin hattıdır.
Eğer 1918’in Azerbaycan’ı istiklalin çırasını yaktıysa, bugünkü Azerbaycan o çırağı büyük Türk coğrafyasının geleceğine dönüşen bir yola çevirmektedir.
“Ortak Türk geçmişinden ortak Türk geleceğine!”
Bugün 28 Mayıs’a bakarken, 108 yıllık yolun ne kadar ağır, ne kadar şerefli ve ne kadar kutsal olduğunu bir kez daha anlıyoruz.
Bir zamanlar işgal altına düşen Şuşa’da, Hankendi’de bugün uluslararası zirveler düzenleniyor.
Bir zamanlar varlığı sorgulanan Azerbaycan bugün dünyanın enerji, diplomasi ve güvenlik haritasında önemli söz sahibidir.
Bir zamanlar “küçük halk” gibi görülen milletimiz bugün büyük coğrafyaların siyasi ritmini belirleyen bir güce dönüşmüştür.
Bu asla tesadüf değildir.
Bu, 28 Mayıs ruhunun yüz yılı aşan yürüyüşüdür.
Cumhuriyet yalnızca geçmiş olabilir mi?
Cumhuriyet – devam eden sorumluluktur.
Cumhuriyet – milli iradenin siyasi biçimidir.
Cumhuriyet – özgürlük ile devlet aklının birleştiği ulu zirvedir.
Bugün Azerbaycan bayrağı Karabağ semalarında dalgalanıyorsa, Türk dünyası ortak gelecek hakkında daha güçlü konuşuyorsa, Bakü küresel platformlarda güvenilir bir söz sahibi olarak kabul ediliyorsa, demek ki 1918’de kaldırılan o bayrak gerçekten de bir daha inmemiştir.
“Bizim ailemiz olan Türk dünyası XXI. yüzyılın etkili jeopolitik güç merkezlerinden birine dönüşmelidir. Azerbaycan bundan sonra da Türk Devletleri Teşkilatı’nın güçlendirilmesi için çabalarını esirgemeyecektir.”
Cumhurbaşkanı İlham Aliyev bu sözleri, Türk Devletleri Teşkilatı’nın 15 Mayıs’ta Kazakistan’ın Türkistan şehrinde düzenlenen Zirve Toplantısı’nda söylemiştir.
28 Mayıs – milletin kendisine verdiği sözdür.
O söz yaşıyor, yaşatıyor ve elbette yaşayacaktır!
Devletimiz zeval görmesin!
Ekber GOŞALI

