Connect with us

GÜNDEM

Rusya’yı Güney Kıbrıs’tan çıkartan ABD, Ada’ya yerleşiyor

Published

on

ABD’nin Yunanistan’ın Ege’deki provokasyonlarına örtülü destek vermesi ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’ne (GKRY) yönelik silah ambargolarını kaldırmasının arkasında, Rusya’yı Kıbrıs Rum kesiminden çıkarıp yerine Amerikan donanmasının konuşlanmasına zemin hazırlamanın olduğu ortaya çıktı.

ABD’nin, anlaşmaları ihlal ederek Gayri Askeri Statüye (GAS) sahip adaları yasa dışı olarak silahlandıran Yunanistan’a ses çıkarmayıp, üstü örtülü olarak Atina’ya destek vermesinin nedeni bir süredir merak konusuydu.

Washington’un 16 Eylül’de 2023 yılı için GKRY’ye yönelik silah ambargolarını kaldırması, ABD’nin on yıllardır Yunanistan ile Türkiye arasında gözettiği dengeyi Yunanistan lehine değiştirdiği tartışmalarını haklı çıkarır nitelikteydi.

ABD’nin ambargoları kaldırma adımından sonra 19 Eylül’de GKRY yönetimi ile Askeri Alım ve Kuvvetler Arası Hizmetler Anlaşması’nı imzalamasıyla bölgede politika değişikliğine gittiğini ve Türkiye’nin aleyhine yeni bir statükoya kapı araladığını açık şekilde ortaya koydu.

Provokatif hava ihlallerinin yanı sıra Yunanistan’ın Lozan ve 1947 Paris Anlaşması’nı ihlal ederek GAS statüsüne sahip adaları silahlandırmasının arkasında da ABD’nin bu rota değişikliğinin olduğu ortaya çıkmış oldu.

– Yeni stratejinin şifreleri, Doğu Akdeniz Güvenlik ve Enerji Yasası’nda

Özellikle 2019’da ABD Kongresinde, Türkiye karşıtlığı ile bilinen senatör ve kongre üyelerinin yasama alanında Türkiye’ye karşı birçok çalışması vardı ve bunlardan biri de Doğu Akdeniz’deki olası enerji kaynaklarından pay almak üzere ABD’nin önünü açan ve üstü kapalı olarak Türkiye’yi hedef alan Doğu Akdeniz Güvenlik ve Enerji Yasası’ydı.

Yasa tasarısını, Türkiye karşıtlığı ve Rum lobisine yakınlığıyla bilinen mevcut Senato Dış İlişkiler Komitesi Başkanı Demokrat Bob Menendez ile Cumhuriyetçi Marco Rubio 10 Nisan 2019’da sundu.

Bugün, ABD ile GKRY arasındaki iş birliğinin temellerini atan tasarının, Doğu Akdeniz’deki enerji kaynaklarına ve GKRY’ye silah ambargolarının kaldırılmasına ilişkin kısmı daha sonra savunma bütçesini de içeren 2020 Ulusal Savunma Yetkilendirme Yasası’na eklendi.

Tasarının “Bulgular” kısmında Güney Kıbrıs, İsrail ve Yunanistan’ın önemine vurgu yapıldı ve Türkiye kastedilerek, Akdeniz, Ege ve Orta Doğu’da “tek taraflı, uluslararası hukuku ihlal eden, iyi komşuluk ilişkilerini zedeleyen davranışlara karşı oldukları” ifade edildi.

Söz konusu bulgular arasında yine ABD’nin müttefikler arasında enerji güvenliğini sağlaması gerektiğine değinilerek, Avrupa’nın Rusya’ya olan enerji bağımlılığını azaltacak güney hattı ve Adriyatik boru hattının inşasının önemine işaret edildi.

Aynı tasarıda, Güney Kıbrıs’ın ABD için önemine dikkat çekilirken, Rum yönetimine 1987’den bu yana ABD’nin silah ambargosuna maruz kaldığı, bu nedenle diğer ülkelerden silah aldığı ve bunun ABD menfaatlerine uymadığı ifade edildi. Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’ne yönelik silah ambargosunun kaldırılması aslında ilk kez burada zikredilmiş oldu.

Ancak söz konusu Ulusal Savunma Yetkilendirme Yasası’nda, Rum kesimine yönelik ambargoların kaldırılması ABD’nin bölgesel stratejisine uygun olarak 2 şarta bağlandı.

Buna göre, GKRY’nin Rus savaş gemilerine ikmal hizmeti vermediği ve kara para aklama faaliyetleri ile mücadele ettiği her yıl Dışişleri Bakanlığınca raporlandırıldığı ve Rum yönetiminin gerekli koşulları yerine getirdiği takdirde silah ambargosu yıllık olarak kaldırılacaktı.

Dönemin ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, 2020’de GKRY’nin şartları yerine getirdiğine ve silah ambargosunun savunma ve koruma ekipmanlarını kapsayacak şekilde kısmen kaldırılmasına karar verdi.

Aynı dönemde Pompeo, Girit Adası’na ziyarette bulundu ve Sauda Körfezi’ne ABD birliklerinin konuşlandırılması konusunda Yunan yönetimi ile mutabakat sağladı.

ABD, Girit açıklarında bir üs gemisi konuşlandırdı ve Dedeağaç’taki limanın daha geniş çaplı askeri konuşlanmalar için genişletilmesine de destek verdi. ABD’nin Yunanistan ve Rum yönetimine bu denli askeri yatırım yapmasının ardında Washington’un büyük güç rekabeti kapsamında Çin ve Rusya ile mücadelesinin yanı sıra bölgede artık bağımsız politikalara imza atan Türkiye’ye olan bağımlılığını azaltmak vardı.

Yunanistan, uzun süredir ABD’ye Türkiye’ye alternatif bir üs olma konusunda Washington’a tekliflerde bulunuyordu. Nitekim 2019’dan beri ABD’nin Yunanistan’daki askeri varlığı ve üs sayısı 2 katını aşmış bulunuyor.

ABD, her ne kadar bir kısmının kalıcı olmadığını belirtse de Yunanistan’daki üs sayısını 4’ten 9’a çıkarmış durumda.

– Rusya’yı Güney Kıbrıs’tan çıkaran ABD, Ada’ya yerleşiyor

ABD’nin bölgedeki stratejisinin bir ayağında ise Rusya’nın GKRY ile ilişkilerini bitirmek olduğu ortaya çıktı.

GKRY ile Rusya arasındaki ilişkiler 1960’tan bu yana sürekli devam ederken, özellikle Soğuk Savaş döneminin ardından bu ilişkiler daha da yoğunlaştı. GKRY ile Rusya arasında liderler ve dışişleri bakanlığı düzeyinde de birçok ziyaret yapıldı.

Rusya, Avrupa Birliği (AB) üyesi olması ve konumu dolayısıyla Rum kesimi ile ilişkilerine önem verirken, yıllardır Rusya’dan birçok iş insanı da yatırım için GKRY’yi tercih etti.

Rus milyarderler ve oligarkların en çok tercih ettiği GKRY şehirleri arasında Lefkoşa ve Limasol yer alıyor. Bu bölgelerde ciddi bir Rus nüfusun yaşadığı da biliniyor.

Diğer taraftan Rusların, GKRY’yi tercih etmesinin sebepleri arasında vergilerin düşük olması ve “yatırım karşılığı vatandaşlık (altın pasaport)” uygulaması ile AB üyesi ülkelere sermaye ve yatırım aktarımı gibi fırsatlar olduğuna da işaret ediliyor.

Rum kesiminde, 2013-2020 döneminde yürürlükte kalan altın pasaportlar uygulamasından çok sayıda sabıkalı, suça karışmış kişi faydalanırken, en fazla başvurunun Rusya, Çin ve Ukrayna’dan yapıldığı biliniyor. Bu sayede çok sayıda Rus oligark ve milyarderin parasını Güney Kıbrıs’ta akladığı da ortaya çıkmıştı.

Rusya ile GKRY arasındaki savunma ilişkisi, Rum kesiminin Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından 1990’da tank ve savaş helikopterleri alımına kadar gidiyor. Ancak savunma alanındaki iş birliği 2013’te Rum kesiminde yaşanan finansal krizin ardından yoğunlaştı.

Liderler düzeyinde imzalanan karşılıklı anlaşmalarda, yatırım ve eğitim gibi başlıkların yanı sıra askeri iş birlikleri de ön plana çıkmaya başladı.

Şubat 2015’te, AB ve Rusya ilişkileri gerilimli bir dönem yaşarken, GKRY ile Rusya arasında aralarında Rus savaş gemilerine Akdeniz’de ikmal hizmeti sağlayacak bir anlaşmanın da bulunduğu ticaret, enerji, taşımacılık, tarım, kültür ve turizm alanlarında 11 anlaşma imzalanmıştı.

Rus savaş gemilerine Akdeniz’de ikmal hizmeti sağlayacak anlaşmaya göre, Rus Donanması’na ait gemiler, Rum kesimi limanlarını kullanabilecek ve askeri personeli eğitebilecekti. Rusya ise buna karşılık Kıbrıs Rum kesimine ekonomik istikrarın sağlanması amacıyla daha önce verdiği 2,5 milyar avroluk borcu yeniden yapılandırdı.

Daha önce de zaman zaman Rum limanlarını kullanabilen Ruslar, bu anlaşma ile askeri ilişkileri resmiyete kavuşturmuş oldu.

Öte yandan 2015’ten sonra Rus gemileri birçok kez Rumların Limasol Limanı’nı ziyaret etti, GKRY lideri Nikos Anastasiadis ise Kırım’ın işgalinin ardından 2015’te Moskova’daki Zafer Kutlamalarının 70. yılına katılarak Avrupa’ya rağmen Kremlin ile bağlarını pekiştirdi.

– Rum yönetimi, ABD’nin taleplerine de ilk kez önemli ölçüde yanıt vermiş oldu

Ancak bu ikili ilişkilere şubatta başlayan Rusya-Ukrayna Savaşı gölge düşürdü. AB üyesi GKRY, AB’nin Rusya’ya yönelik yaptırımlarına katılarak, limanlarını ve hava sahasını Rus uçak ve gemilerine kapattı.

GKRY, 5 Mart’ta ikmal için gelen 5 Rus savaş gemisinin Limasol Limanı’na yanaşmasına izin vermedi ve böylece Rum yönetimi, ABD’nin taleplerine de ilk kez önemli ölçüde yanıt vermiş oldu.

Rum yönetimine yönelik silah ambargosunun kaldırılmasının karşılığının sadece Rusya’nın Ada’dan uzaklaştırılması olmadığı yakın zaman önce ortaya çıktı.

Washington’un 16 Eylül’de Rum yönetiminin istenilen şartları yerine getirdiği ve GKRY’ye yönelik ambargoların kaldırıldığının açıklanmasından kısa süre sonra ABD ile GKRY, “Askeri Alım ve Kuvvetler Arası İş Birliği Anlaşması”na imza attı.

Bu anlaşma kapsamında ABD savaş gemileri, GKRY limanlarında ikmal yapabilecek ve Rum birliklerinin eğitimi, teçhizat ihtiyaçları konusunda Rum yönetimi ABD’den askeri alım yapabilecek.

ABD, bu anlaşmayla Rusya’yı Rum kesiminden en azından askeri olarak uzaklaştırırken, Ada’yı bir üs haline getirmek üzere adım atmış oldu.

Bu adımların, bölgede jeopolitik durumu nasıl etkileyeceği ve ne ölçüde başarılı olacağı henüz bilinmiyor ancak bu yaklaşım, ABD’nin bölgede Yunanistan provokasyonlarına sessiz kalması ve Türkiye aleyhine anlaşılacak tonla açıklamalarda bulunmasının arkasında bu stratejik tercihler olduğunu ortaya çıkarmış oldu.

Advertisement

GÜNDEM

Işık Kitabevi Haftanın İlgi Gören-Okunan Kitapları (29 Kasım – 6 Aralık)

Published

on

Haftanın İlgi Gören – Okunan Kıbrıs Kitapları:

  • Barış Mezarlığı (Rumca – Türkçe) – Niyazi Kızılyürek – Işık Kitabevi Yayınları
  • Crans Montana – Makarios Druşotis – Galeri Kültür Yayınları
  • Bir Sır Adam- 1955/1974 Döneminin Saklı Tarihi – İlter Kırmızı – Eser Sahibinin Kendi Yayını
  • Gındırık – Şöhret Başaran Howells – Işık Kitabevi Yayınları
  • Güçük Prens – Kıbrıs Türkçesi – Antoine de Saint-Exupery – Eser Sahibinin Kendi Yayını

 

Haftanın İlgi Gören – Okunan Dünya Kitapları:

  • Kırmızı Pelerin – Gülseren Budayıcıoğlu – Doğan Kitapçılık
  • Sırça Köşk – Sabahattin Ali – Can Yayınları
  • Fareler ve İnsanlar – John Steinbeck – Sel Yayıncılık
  • Kaplanın Sırtında – İstibdat ve Hürriyet – Zülfü Livaneli – İnkılâp Kitabevi
  • Sineklerin Tanrısı – William Golding – Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları

Continue Reading

GÜNDEM

Lavrov, ABD’nin Suriye’nin kuzeyinde “böl ve yönet” taktiği uyguladığını belirtti

Published

on

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, ABD’nin, Suriye’nin kuzeyindeki terör örgütü PKK/YPG’yi desteklediğini ve bağımsız bir Kürt devleti kurulmasını istediğini belirterek, “Bu, Amerikalıların uzun zamandır benimsediği ‘böl ve yönet’ çizgisidir.” dedi.
Lavrov, katıldığı Primakov Okumaları Uluslararası Forumu’nda güncel konulara ilişkin açıklamalarda bulundu. Suriye meselesine değinen Lavrov, “Suriye, jeopolitik siyasi oyunların kurbanı kalmaya devam ediyor. Bu, Arap Baharı ile 2011’de başladı ve böyle devam etti.” diye konuştu. Lavrov, Suriye’de yabancı devletlere ait silahlı güçlerin bulunduğuna dikkati çekerek şunları söyledi: “Bunların arasında Suriye yönetiminin davet ettiği ve davet etmediği güçler de yer alıyor.

Türkiye ve Suriye arasındaki özel ilişkilerin tarihi ve İran’ın Suriye’deki etkisi dikkate alındığında, sahadaki durumu gerçekten etkileyenlerin birleşmesi, Esed (Suriye’deki rejimin lideri) ve hükümeti ile konuşması gerektiği kanaatinde idik. Böylece Rusya, Türkiye ve İran’dan oluşan Astana üçlüsü kuruldu.” – Türkiye ile Rusya arasındaki anlaşmalar Türkiye ile Rusya arasında İdlib Gerginliği Azaltma Bölgesi’nin varlığına yönelik anlaşmanın sürdüğünü hatırlatan Lavrov, burada Şam yönetimiyle diyaloğa açık olan muhaliflerle terör unsurlarının ayrılması gerektiğini, bu hususta Rus ve Türk devlet başkanlarının anlaşmaları olduğunu ifade etti. Lazkiye-Halep M4 otoyolu üzerindeki blokajın kaldırılması, ortak devriyelerin yapılması konusundaki anlaşmaların daha önce yapıldığına dikkati çeken Lavrov, söz konusu anlaşmaların şimdilik tamamının uygulanmadığını savundu. Lavrov, “Türk meslektaşlarımız da bunu kabul ediyor ve zorlukların üstesinden gelineceğine dair taahhütlerde bulunuyor.” ifadesini kullandı.

– Suriye’nin kuzeyinde ABD’nin etkisi Türk yetkililerinin Suriye’nin kuzeydoğusu konusundaki anlaşmaları hatırlattığına dikkati çeken Lavrov, bu bölgede Suriye Demokratik Güçleri ve YPG’nin Türkiye tarafından düşman ve terör örgütü olarak kabul edildiğini hatırlattı. Lavrov, “Bu yapılar, Amerikan birliklerinin esas olarak Fırat’ın doğu yakasında yasa dışı bulunması çerçevesinde ABD’nin himayesinden yararlandıkları gerçeğinde birleşiyor.” dedi. Suriye’de el-Tanf bölgesindeki duruma da değinen Lavrov, “Burada, vaatlere rağmen yasa dışı olarak 50 kilometrelik çapta el-Tanf bölgesi bulunuyor. Bu bölgede nelerin olup bittiğini kimse bilmiyor. Verilerimize göre teröristler, Rukban ve Hol kamplarında olduğu gibi burada da kendilerini iyi hissediyor.” şeklinde konuştu. Lavrov, ABD’nin Suriye’deki terör örgütü PKK/YPG’yi desteklediğine işaret ederek, “Amerikalıların, burada Kürt ayrılıkçılığını desteklemesi Türkiye’yi de endişelendiriyor. Bu, Kürtlerin azınlık olarak bulunduğu diğer ülkeleri de endişelendiriyor.

Çünkü Kürt sorunu çok tehlikelidir.” değerlendirmesinde bulundu. Suriye rejimi ile PKK/YPG arasında diyaloğun sağlanmasından yana olduklarını dile getiren Lavrov, “Bu oluşumların, aşırılıkçılığı güden kışkırtıcı eylemleri benimsemekten vazgeçmesi gerektiğini” vurguladı. ABD’nin ise bunu engellediğinin altını çizen Lavrov, şunları kaydetti: “Amerikalılar, Kürtleri bundan vazgeçiriyor. Amerikalılar, Rusya’nın bölünmesinden yana oldukları gibi, Kürtlerin bağımsız bir devlet kurmaları için koparılmasından da yana. Bu, Amerikalıların uzun zamandır benimsediği ‘böl ve yönet’ çizgisidir. Onlar, Suriye Demokratik Güçleri’nin Kürt liderlerini Şam ile diyalog kurmalarından vazgeçiriyorlar. Maalesef, bu Kürt oluşumlar, Amerikalıların güvenli ortak olduğuna inanıyor.” – Astana üçlüsünün pozisyonu Astana üçlüsü olarak Suriye’nin toprak bütünlüğünü bozacak unsurlara karşı sert şekilde müdahale edeceklerini belirten Lavrov, “Bu bağlamda, Türkiye ile Suriye arasında yapılan ve geçerliliğini koruyan Adana Anlaşması kapsamında, Türkiye’nin endişelerinin dikkate alınması doğrultusunda, bu iki ülkenin diyaloğu yeniden sağlaması yoluyla sınırda güvenliğin sağlanması ile ilgili sorunları çözmesinden yanayız. Görünüşe göre bunun için ön koşullar oluşuyor.” diye konuştu.

Continue Reading

GÜNDEM

Rusya Devlet Başkanı Putin: Nükleer savaş tehdidi büyüyor

Published

on

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, dünyada nükleer savaş tehdidinin arttığını ifade ederek, Rusya’nın nükleer silah kullanan ilk taraf olmayacağını vurguladı.

Rusya İnsan Hakları Konseyi toplantısında konuşan Rusya Devlet Başkanı Putin, Donbass sakinlerinin haklarının 8 yıl boyunca sözde uluslararası toplum tarafından tümüyle görmezden gelindiğini ve Donbass’taki durumun bazı uluslararası insan hakları kuruluşlarının görevlerini yerine getirecek kapasitede olmadığını gösterdiğini belirterek bu alandaki kuruluşların Rusya’ya yönelik önyargılı yaklaşımını eleştirdi.

“Özel askeri harekat başladıktan hemen sonra BM İnsan Hakları Konseyi, Avrupa Konseyi, diğer sözde insan hakları savunucusu kuruluşlar aniden ‘gözlerini açtı’ ve kendi utanmaz ideolojik önyargısını sergilemeye, hastalıklı kafalar yerine sağlıklı kesimleri suçlamaya başladı. Tüm bunlar, bu yapıların tüzükte belirlenen görevlerini yerine getirecek kapasitede olmadıklarını ifade ediyordu” diyen Putin, Rusya’nın kendisine yönelik aleni önyargılı tutum nedeniyle bu kuruluşların bazılarındaki üyeliğini askıya aldığını anımsattı.

Rusya ve yurtdışında geniş yelpazedeki sivil toplum kuruluşlarıyla çalışan bir kurum olarak Rusya İnsan Hakları Konseyi’nin insan haklarıyla ilgili sorunların ele alındığı etkili bir uluslararası platform görevi görebileceğini kaydeden Putin, “Mevcut yaklaşımlar etraflı şekilde analiz edilmeli, zira bunlar iyi olmaktan uzak, tamamen farklı hedeflere ulaşmak için kullanılmaya başlandı. Özellikle de, insan hakları doktrininin devletlerin egemenliğini yok etmek, Batı’nın siyasi, mali, ekonomik ve ideolojik tahakkümünü meşru kılmak için kullanıldığını görüyoruz” ifadelerini kullandı.

“YENİ BÖLGELERİN KATILIMI RUSYA İÇİN ÖNEMLİ BİR SONUÇ, AZAK DENİZİ İÇ DENİZ HALE GELDİ”

Ukrayna ve Donbass’ta düzenlenen özel askeri harekatın belki uzun bir süreç olduğunu ancak yeni bölgelerin katılımının Rusya için önemli bir sonuç olduğunu kaydeden Putin, Azak Denizi’nin de iç deniz haline geldiğine dikkat çekti.

“EK SEFERBERLİKLE İLGİLİ AÇIKLAMALAR ANLAMSIZ, BUNA İHTİYAÇ YOK”

Rusya’da gerçekleştirilen kısmi seferberlik kapsamında silah altına alınan 300 bin kişiden 150 bin kişinin birliklerde, onların 77 bininin muharip birliklerde ve cephede olduğunu anlatan Putin, Rusya’dan ek seferberlik yapılacağına dair söylemlerin anlamsız olduğunu, şu anda buna ihtiyaç duyulmadığını vurguladı.

Putin, geriye kalan 150 bin askerin poligonlarda veya eğitim merkezlerinde talimlere devam ettiğine dikkat çekerek onların bir nevi yedek muharip güç olarak tutulduğunu belirtti.

“RUSYA TÜM MEVCUT ARAÇLARLA KENDİSİNİ KORUMAYA HAZIR, KİMSE BAŞKA BİR ŞEY BEKLEMESİN”

Batı’daki bazı kesimlerin Rusya’yı var olma hakkı bulunmayan ikinci sınıf bir ülke olarak gördüğünü, Batılı insan hakları kuruluşlarının insan hakları için mücadele etmek değil, Rusya’nın politikalarına nüfuz etmek amacıyla kurulduğunu söyleyen Putin, “Buna karşı tek bir cevabımız olabilir; ulusal çıkarlarımız için tutarlı şekilde mücadele edeceğiz. Kimse başka bir şey beklemesin. Evet, bunu farklı yöntemlerle ve araçlarla yapacağız. En başta elbette barışçıl yollara odaklanacağız. Fakat başka seçenek kalmazsa elimizdeki tüm araçlarla kendimizi savunacağız” uyarısında bulundu.

“HAREKAT BÖLGESİNDE RUS ASKERLER ARASINDA KİTLESEL BOYUTTA FİRAR YAŞANMIYOR”

Özel harekat bölgesindeki Rus askerlerin kitleler halinde mevzilerden kaçtığına, firar ettiğine, bu tür askerler için kamplar kurulduğuna dair iddiaları yalanlayan Putin, tüm bunların uydurma, yalan haber olduğunu, hiçbir dayanağı bulunmadığını vurguladı.

“NÜKLEER SAVAŞ TEHDİDİ ARTIYOR, NÜKLEER SİLAH KULLANAN İLK TARAF OLMAYACAĞIZ”

Dünyada nükleer savaş tehdidinin arttığını belirten Putin, Rusya’nın hiçbir halükarda nükleer silah kullanan ilk taraf olmayacağını vurguladı.

Rusya’nın nükleer kuvvetlerinin dünyanın herhangi bir ülkesinden çok daha gelişmiş olduğunu belirten Putin, Rusya’nın nükleer silahlarını ustura gibi sallama niyetinde olmadığını ancak onları dizginleyici faktör olarak gördüğünü ifade etti.

Putin, “Biz aklımızı yitirmedik, nükleer silahların ne olduğunun farkındayız. Bu araçlara sahibiz ve bunlar diğer tüm nükleer ülkelerden daha gelişmiş ve daha modern seviyede. Bugün için bu, açık bir gerçek. Bu silahları tüm dünyaya bir ustura gibi sallama niyetinde değiliz. Nükleer silaha sahip olmak, çatışmaların genişlemesini provoke eden değil, dizginleyen bir faktör” ifadelerini kullandı.

Rusya’nın hiçbir halükarda nükleer silah kullanan ilk taraf olmayacağını ve bunun ikinci kullanan olmayacağı anlamına geldiğini de belirten Putin, zira Rusya topraklarına nükleer saldırısı düzenlenmesi durumunda Rus ordusunun nükleer silah kullanma imkanının son derece kısıtlanacağını anlattı.

Rusya lideri, “Bununla birlikte, savunma araçlarını kullanma stratejimiz var. Buna göre savunma için kitle imha silahlarını, nükleer silahları göz önünde bulunduruyoruz, tüm bunlar sözde misilleme saldırısı için ayarlandı, yani bizi vurduklarında karşılık vereceğiz” diye ekledi.

“ESKİ İNGİLTERE BAŞBAKANI TRUSS’IN AKSİNE RUSYA NÜKLEER SİLAH KULLANMA OLASILIĞINDAN BAHSETMEDİ”

Eski İngiltere Başbakanı Liz Truss’ın aksine Rusya’nın nükleer silah kullanma olasılığından hiçbir zaman bahsetmediğine dikkat çeken Putin şöyle devam etti:

“Eski İngiltere Başbakanı, bunu yapmaya hazır olduğunu kamuoyu önünde söyledi. Buna cevaben ben de bazı hususları vurgulamak durumunda kaldım. Kimse Truss’ın sözlerini dikkate almadı ancak bizim söylediklerimizi hemen köpürtüyorlar ve bunları kullanarak tüm dünyayı korkutuyorlar.”

“ABD AVRUPA’YA NÜKLEER SİLAH KONUŞLANDIRDI, RUSYA BU TÜR SİLAHLARI KİMSEYE VERMİYOR”

ABD’nin Avrupa kıtasına çok sayıda taktik nükleer silah konuşlandırdığını söyleyen Putin, “Biz, kendi nükleer silahımızı kimseye vermedik ve vermiyoruz. Ancak doğal olarak, gerektiğinde müttefiklerimizi elimizdeki tüm araçlarla koruyacağız” dedi.

“POLONYA’DAKİ AŞIRI MİLLİYETÇİLER, UKRAYNA’NIN BATISINI GERİ ALMAYI ARZULUYOR”

Polonya hükümetinin Ukrayna konusundaki tutumuna değinen Rusya lideri şöyle konuştu: “Polonya’daki aşırı milliyetçi çevreler sözde tarihi topraklarını geri almanın hayalini kuruyor. Yani Ukrayna’nın İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra İosef Stalin’in kararları sonucunda aldığı batı bölgelerini almanın. Bunu edebiyat eserlerinde, analizlerinde, açıklamalarında bile görüyoruz. Eninde sonunda mesele oraya varacak. Bundan hiç şüphe duymuyorum.”

Putin, mevcut koşullarda bugün sınırlar dahilinde Ukrayna’nın toprak bütünlüğünün ve egemenliğinin tek gerçek garantörünün Rusya olabileceğini, zira Ukrayna’nın bu toprakları İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra almasını sağlayanın bizzat Rusya olduğunu ifade etti.

Continue Reading

Facebook