Connect with us

GÜNDEM

İstifa etmiyorlar!

Published

on

Halkın Partisi’nde Genel Başkan Kudret Özersay’ın açıkladığı Meclis’ten çekilme kararı sonrasında iki milletvekili Ayşegül Baybars ve Jale Refik Rogers, “Meclisi
sahipsiz, halkımızı yalnız bırakmayacağız” dedi.

İki vekil istifa etmeyeceklerini duyurdu.

HP Genel Başkanı ve Lefkoşa Milletvekili Kudret Özersay önceki gün Meclis’e istifasını sunmuştu. Özersay’ın istifası da Pazartesi günü Meclis’te oylanacak.

“Yaşananlara karşı mücadelemizi, hem mecliste hem sokakta vermeliyiz, şimdi mücadeleyi yükseltme zamanıdır’ diyen Halkın Partisi Milletvekilleri Ayşegül Baybars ve Jale Refik Rogers Meclis çatısı altında genelde muhalefetin sesine, özelde ise Halkın Partisi’nin temsiliyetine, her zamankinden daha çok ihtiyaç olduğunu belirtti.

‘Sine-i millet önerisini daha karar alınmadan doğru bulmadığımızı açıkladık’ görüşünü ortaya koyan Ayşegül Baybars ve Jale Refik Rogers, ‘Partinin temel ilkeleri ve halkın menfaati açısından en doğrusunu yaptığımıza inanıyoruz’ şeklinde konuştu.

İşte iki vekilin açıklaması

Değerli basın mensupları, saygıdeğer Kıbrıs Türk Halkı,

Ülkemiz, gerek ekonomik, gerek sosyal, gerek demokratik, gerekse siyasal anlamda büyük krizlerden geçmektedir. Kıbrıs Türk siyasetine yerleştirilmeye çalışılan ve özellikle 2020 Cumhurbaşkanlığı seçimleriyle birlikte daha da görünür hale gelen demokrasi dışı ve toplumun öz saygısını zedeleyen davranışlar siyasal sistemimize zarar vermektedir.

Toplumun geniş bir kesiminden destek bulmayan bir anlayışla, kurulan gayrı meşru hükümetler, halkın iradesini hiçe sayan pervasızlıklar ve Anayasayı ayaklar altına alan kararlar ülkede bulunan herkesi son derece rahatsız eden, hatta infiale sürükleyen bir noktaya ulaşmıştır.

İmzalanan Ekonomik Protokol’ün, Kıbrıs Türk halkının kimlik, kültür, demokrasi, hukuk ve yaşam alışkanlıklarını köklü olarak değiştirebilecek nitelikte maddeler içermesi meclisteki ve meclis dışındaki mücadeleyi daha da yükseltmeyi zaruri bir hale getirmiştir.

Gelinen bu aşamada, her platformda olduğu gibi, Mecliste verilecek mücadele de çok daha büyük bir önem kazanmıştır. Halkın iradesinin vücut bulduğu tek ve tartışmasız yer olan Meclisteki mücadeleden vazgeçmek, şu andaki hükümetin ortaya koyduğu sürdürülemez siyaset anlayışının adeta önünü açmaktır.

Bugün, dünden de fazla, ülkesini seven, halkının hizmetinde ve tarafında olan, yaşananlara dur deme cesaretini gösterebilecek insanların mecliste olmasına ihtiyaç vardır. Yani, Meclisteki muhalif sesin azalmasına değil tam tersine çoğalmasına ve güçlenmesine ihtiyaç vardır.

Dolayısıyla;

Bizler, bu sıkıntılı dönemde mecliste yapacağımız muhalefeti halkımıza karşı ödememiz gereken bir borç olarak görüyoruz.

Bizler, mecliste yasa geçirme gücüne sahip bir iktidar varken muhalefetin gereksiz olduğu anlayışına katılmıyor, bu şekilde bir yaklaşımın bundan sonra da muhalefetin gerekliliğini sorgulatacağını düşünüyoruz.

Bizler, Meclisin bir işe yaramadığı veya işlevini yitirdiği düşüncesini savunmanın sandığa olan eğilimi, farklı seslerin temsiliyetine olan inancı azaltacağını ve sandığa giden insanların umudunu kırarak insanları sandıktan daha da uzaklaştırabileceğini düşünüyoruz.

Özellikle devletin itibarının ve demokratik teammüllerin ayaklar altına alındığı böylesi bir dönemde Meclis çatısı altında genelde muhalefetin sesine, özelde ise Halkın Partisi’nin temsiliyetine, her zamankinden daha çok ihtiyaç olduğunu düşünüyoruz.

Bizler, partimizin ve Genel Başkanımızın da defalarca ifade ettiği gibi Meclisin meşru olduğu sözünün arkasındayız ve meşru olan bir Meclisten çekilmenin doğru bir karar olmadığını düşünüyoruz.

Bizler, meclisteki her temsil sandalyesinin aynı zamanda demokrasinin de bir kalesi olduğunu ve bu kadar kolay terk edilmemesi gerektiğine inanıyoruz.

Bugün, ülkemizde devletin, devlet kurumlarının ve meclisin itibarını hiçe sayanlarla onun itibarını korumaya çalışanlar ve halkın iradesini teslim edenlerle temsil edenler arasında büyük bir mücadele vardır.

Bizler, Meclisin itibarını korumayıp halkın iradesini teslime hazırlananları Meclisten göndermek yerine, kendimizi meclisten çekmeyi ve bize emanet edilen temsiliyeti teslim etmeyi doğru bulmuyoruz.

Bizler, bir hareket olarak halkın içinde başlayıp, bu mücadeleyi meclise taşımak için siyasallaşan Halkın Partisi’nin kurucu üyeleriyiz.  Mücadelenin Meclis yanını önemsiz ve işlevsiz bulsaydık  meclise girmek için parti kurmazdık.

Bizler, mücadelenin hem mecliste hem meclis dışında verilmesinin önemli olduğunu, bu dönemde meclisten çekilerek halkı yalnız bırakmanın doğru olmadığını düşünüyoruz. Halkın bize verdiği temsil yetkisini bugün kullanmamamızın, gelecekte halktan bizi meclise yeniden göndermesi talebimizi de sıkıntıya sokacağını düşünüyoruz.

Bizler, Sine-i milletin, ancak mecliste tüm yollar denendikten sonra ve toplumun tüm kesimlerinden yükselen ortak bir istencin oluşması koşulu ile gündeme gelebileceğini düşünüyoruz.

Bizler, herkes gibi medyadan öğrendiğimiz sine-i millet önerisine karşı tutumumuzu, daha Parti Meclisi tarafından hiç bir karar alınmamışken açıkça ortaya koymanın vicdani rahatlığını taşıyoruz.

Ne var ki, ilk günden beri görüşlerimizi açıkça ifade etmemize karşın adeta yok sayılarak bu tutumda ısrar edilmesini, karara uyulmaması durumunda doğacak sonuçlar bilinerek sürecin devam ettirilmesini, bir uzlaşıya varılmadan hemen karar alma aşamasına geçilmesini partimizin birlik ve bütünlüğü açısından doğru ve yapıcı bir tavır olarak değerlendirmiyoruz.

Gelinen bu aşamada bizler, herkesin görüşüne saygı duymakla birlikte, partimizin çıkarları ve temel görüşlerine paralel olarak ilkesel duruşumuzu ve kararımızı koruyoruz.

Biz, partimizin kuruluş ilkelerine, fikirlerine ve hedeflerine aykırı hiç bir tavır içinde olmadığımızı, bunların hilafına hiç bir adım atmadığımızı düşünüyoruz.

Şimdiki adımımızın da partinin temel ilkeleri ile tam manası ile örtüştüğünden hiç kuşku duymuyoruz.  Partimizin ilkelerine ve politikalarına bağlı kalarak, halkımızın hak ve çıkarlarını meclis de dahil olmak üzere her platformda yüksek sesle savunmaya devam edeceğiz.

Halkın Partisi, geçmişte tüm görüşleri içinde barındıran, farklı sesleri düşünce zenginliği olarak gören bir parti olmuştur. Umuyoruz ki bu bugün de böyledir. Umuyoruz ki parti ilkeleri ile çelişmeyen gerekçelerimiz de bir düşünce zenginliği olarak kabul edilecek ve partimiz ciddi sıkıntılar yaşayabileceği bir duruma sokulmayacaktır.

Halkın bize emanet ettiği temsil görevine sahip çıktığımız için, halkın meclisteki çıkarlarını nefesimiz yettiğince korumaya çalıştığımız için, geçirmeye çalışılacak yasalara karşı elimizden geleni ardımıza koymayacağımız için, Halkın Partisi’nin kuruluş ilkelerine sahip çıktığımız için bir bedel ödenecekse bunu ödemeye hazırız.

Çünkü inanıyoruz ki, bu sıkıntılar ancak ve ancak halk için her türlü siyasi bedeli ödemeye hazır olanların cesaret ve inançla verecekleri mücadele sayesinde ortadan kalkabilir.

Seçimlerde verdiğimiz söze sadığız; Meclisi sahipsiz, halkımızı yalnız ve yarınsız bırakmayacağız.

Saygılarımızla

 

Advertisement
Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

GÜNDEM

Ağırdağ bölgesinde yangın

Published

on

Girne-Lefkoşa Anayolu üzerinde Ağırdağ bölgesinde büyük bir yangın çıktı.

Girne-Lefkoşa Anayolu üzerinde Ağırdağ bölgesinde büyük bir yangın çıktı. Rüzgarın etkisiyle büyüyen yangın nedeniyle acil durum çağrısı yapıldı.

Sosyal medyada yardım çağrıları

İtfaiye ekiplerinin yoğun müdahalelerine karşın rüzgarın etkisiyle hızla yayılan yangına karşı, bölge sakinlerinin destek çağrıları sosyal medyada yayıldı.

Bölgede yaşam süren vatandaşlar, tankeri olan herkesi yardıma çağırdı.

LTB bölgeye ekip gönderdi

Yangınla ilgili kişisel sosyal medya hesabı üzerinden açıklama yapan LTB Başkanı Mehmet Harmancı, söndürme çalışmalarına destek olmaları adına bölgeye ekip gönderdiklerini duyurdu:

“Ağırdağ’da yaşanan yangın felaketinin boyutlarını henüz bilmiyoruz ama gelen haberler çok iç açıcı değil. Lefkoşa Türk Belediyesi olarak bölgeye acil olarak yangın söndürmeye yardımcı olacak ekip gönderdik, umarız erken sürede kontrol altına alınabilir.”

Continue Reading

GÜNDEM

Cumhurbaşkanı Tatar’a Bursa’da fahri doktora

Published

on

Cumhurbaşkanı Ersin Tatar, Bursa Uludağ Üniversitesi’nde, “KKTC’nin Doğu Akdeniz’deki Stratejik Önemi” konulu konferans verdi.

Cumhurbaşkanı Ersin Tatar, Bursa Uludağ Üniversitesi’nde, “KKTC’nin Doğu Akdeniz’deki Stratejik Önemi” konulu konferans verdi.
Cumhurbaşkanı Tatar’a, ayrıca Bursa Uludağ Üniversitesi tarafından “Fahri Doktora” tevcih edildi.
Cumhurbaşkanı Ersin Tatar, Bursa’da temaslarda bulunuyor. Tatar, bu çerçevede ilk olarak Bursa Uludağ Üniversitesi’ni ziyaret etti ve rektör Prof. Dr. Ahmet Saim Klavuz ve heyetiyle bir araya geldi. Tatar’a Ankara Büyükelçisi İsmet Korukoğlu eşlik etti.
Konferans ve doktora töreni, saygı duruşu ve İstiklal Marşı’nın okunmasıyla başladı. Konuşmaların ardından Cumhurbaşkanlığı video gösterimi yapıldı. Üniversite

senatosunun Tatar’a fahri doktora payesi verilmesi kararının ardından Cumhurbaşkanı Ersin Tatar’ın özgeçmişi okundu.
Uludağ Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Klavuz, “Bir parçamız olan KKTC’nin saygıdeğer Cumhurbaşkanı Ersin Tatar’ı ağırlamaktan onur duyduk”  sözleriyle başladığı konuşmasında, Tatar’a doktora tevcih etmekten mutluluk duyduğunu ifade etti. Klavuz, bu toplantıyı, Tatar’ın “Uluslararası ilişkiler, Türkiye ile işbirliği ve sergilediği dayanışmanın yanısıra üniversitenin KKTC’nin daima yanında olduğu fikrini dünyaya haykırma adına” yaptıklarını söyledi.
Doktora tevcih töreninin yapıldığı salonda daha önce de Kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Raif Denktaş’a doktora ünvanı verildiğine işaret eden Klavuz, bundan duyduğu memnuniyeti dile getirdi. Klavuz, “KKTC, canımız, ciğerimiz bir vatan parçasıdır. Tarihe bakıldığında bazı sıkıntılar yaşandı ama şimdi KKTC’nin bağımsız bir devlet olarak tanınması gerekir” dedi.

“Devletler, menfaat ve beklentilerine göre değil de adalet ve etik ilkeler ekseninde hareket etseydi KKTC ve Kıbrıs Türk halkı yıllardır izolasyonlar altında yaşamazdı” diyen Klavuz, Kıbrıs Türk halkının varoluş mücadelesi ve yaşamak zorunda kaldığı zulümleri anımsattı.
Klavuz, Türkiye’nin ardından diğer Türk devletleri ve dost ülkelerin de KKTC’yi, Kıbrıs Türk halkının egemenliğini tanıması gerektiğini vurguladı.

Cumhurbaşkanı Ersin Tatar, burada verdiği konferansta, Bursa’da, Uludağ Üniversitesi’nde bulunmaktan duyduğu memnuniyeti dile getirerek, merhum Cumhurbaşkanı Denktaş’a da verilen ödüle layık görülmesinin hayatının en anlamlı hediyesi olduğunu vurguladı.

Hayatı boyunca hep Türklük için çalıştığına işaret eden Tatar, bir Türk çocuğu olarak maaruz kaldıkları Rum saldırılarını çok iyi hatırladığını, hatta öldürülme riski atlattığını belirterek, “Bu yüzden saf davranmayacağız. Ukrayna’da olanları gördükten sonra Türkiye Cumhuriyeti dışında bir garantörlüğü kabul edemeyiz, etmeyeceğiz” dedi.

Tatar, Kıbrıs’ta “Kıbrıslı veya Kıbrıs halkı” diye bir halk olmadığını, adada iki halk ve iki devlet olduğunu kaydetti. Kıbrıs’ın tarihine inildiğinde Osmanlı’nın unutulamayacağını, 80 bin şehit verilerek, adanın alındığını o dönemden bugüne Kıbrıs’ın bu bölgede hep önem taşıdığını ifade eden Tatar, Kıbrıs’ın öneminin devam ettiğini ve mücadelenin şimdi de sürdüğünü kaydetti.

İngiltere’nin adayı Osmanlı’dan kiraladığını ancak daha sonra geri vermediğini söyleyen Tatar, o dönem adanın en eski kurumu olan Vakıfların dağıtıldığını ve tüm bunları arşivlerde olduğunu anlattı.
Yıllarca kapalı kalan Maraş’ın iki yıl önce açılmasının KKTC için büyük kazanım olduğunu ve turizm açısından çok önemli olduğuna işaret eden Tatar, Maraş’ı bugüne kadar 700 binden fazla kişinin ziyaret ettiğini söyledi.
Tatar, Kıbrıs Türk halkının milli mücadele yıllarında Türk askerinin geleceği günü özlemle arzuladığını vurgulayarak, Rum ve Yunanlıların Kıbrıs’ı “13. ada” olara Yunan toprağı yapmak için uğraştıklarını ancak Türkiye Cumhuriyeti’nin Yunanistan’a “dur” diyerek, bunu engellediğini belirtti.

Kurulan Kıbrıs Cumhuriyeti’nin de Rumlar tarafından yıkıldığını ve Kıbrıs Türk halkına yönelik saldırı düzenlendiğini kaydeden Tatar, Yunan cuntasının darbe yaptığını ifade ederek, cumhuriyetin şu anda bir Rum devleti olarak sürdürdüğünü söyledi.

Kıbrıs Türk halkının yıllarca gözü Toroslarda direndiğini, en sonunda da 1974 Barış Harekatı ve KKTC’nin kurulduğunu ifade eden Tatar, Kıbrıs Barış Harekatı’nın Kıbrıs Türk halkının dönüm noktası olduğunu kaydetti.
“Kim ne derse desin bize karşı uygulanan ambargolar zulümdür” diyen Tatar, bu izolasyonların insanlık dışı olduğunu ve KKTC’nin artık tanınması gerektiğini belirtti.
Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın bu çerçevede BM’de yaptığı KKTC’nin tanınması çağrısının önemine işaret eden Tatar, Kıbrıs’ta federal temelde ortaklığın artık mümkün olmadığını söyledi.
Kıbrıs Türk tarafı olarak ortaya koydukları yeni siyasete de işaret eden Tatar, Türk tarafının ortaya koyduğu tüm iyi niyet ve “evet”lere rağmen, uzlaşmaz tutum ve “hayır”a rağmen Rumların tek taraflı AB’ye alındığına işaret ederek, bunun hiç bir açıklamasının olamayacağını dile getirdi. Tatar, federal temelde çözüm arayışlarındaki amacın Türkiye’nin Kıbrıs’tan çekilmesi, sıfır asker sıfır garanti olduğuna işaret etti.

Cumhurbaşkanı Tatar, KKTC’nin bölgedeki hava, deniz ve karadaki varlığının süreceğini, bu çerçevede KKTC’nin güçlenmesi gerektiğini vurgulayarak, “Varlığımızı ancak böyle sürdürebilir, hak ve menfaatlerimizi koruyabiliriz” dedi.
Tatar, milli kültürel değerlerin yanısıra Mavi Vatan ve diğer bölgesel haklardan vazgeçerek, Türkiye’nin Kıbrıs’tan çekilmesinin, o bölgeyi Rum Yunan bölgesi yapacağına dikkat çekti.
Türkiye Cumhuriyeti ile KKTC’nin koparılmasına hiç bir zaman izin vermeyeceklerini yineleyen Tatar, milli menfaatler yanında geçmiş ve milli heyecanın gençlere aktarılmasının önemine işaret etti.

Tatar, Türk devletlerinin temsilcisi olan KKTC’nin birlik beraberlik içerisinde, milli hassasiyetler, örf ve adetler, zengin tarihi geçmişiyle sürdürüleceğini söyledi.

Kıbrıs’ın mevcut statüsüyle AB’ye üye olmaması gerektiğine işaret eden Tatar, Rum tarafının 2 oyu bulunan AB’nin müzakere masasında olamayacağını çünkü taraf olduğunu belirtti.
AB ile ilişkilerin olumlu yönleri olduğunu ancak oynanan oyunların Kıbrıs Türk halkının sonunun başlangıcı olabileceğine işaret eden Tatar, kurdukları devleti bozmanın onursuzluk olacağını, bu nedenle, zor da olsa devleti geliştirip, tanıtmak için de Türkiye’nin desteğiyle çalışacaklarını kaydetti.
KKTC’nin eğitim ve turizm yanında Türkiye’den gelen suyla güçlü bir devlet olduğunu ifade eden Tatar, ABD’nin Rumlara ailah ambargosunu kaldırmasını eleştirdi ve silahlanmanın kimseye faydasının olmayacağını söyledi.
Tatar, Kıbrıs’ta tarafların ancak konuşarak doğru noktaya, geleceğe yönelik adımlar atabileceğini belirterek, KKTC’nin, Türkiye, Türk dünyası ve kendi hak ve çıkarlarının korunmasında çok önemli bir statüye geldiğini ifade eden Tatar, bunun korunmasının önemine işaret etti.
Cumhurbaşkanı Tatar, Bursa Uludağ Üniversitesi de Fahri doktora payesi için teşekkür etti.

-Basına açıklama

Konferans sonrası yerel basına açıklamalarda bulunan Tatar, doktora tevcihi ve ağırlamaya teşekkür etti. Kıbrıs Türk halkının Türk milletinin kopmaz parçası olduğunu ifade eden Tatar, Kıbrıs Türk halkının egemen eşitlik temelinde, eşit uluslararası statüye dayanan kendi kendini yöneteceği bir yeni siyaset yürüttüğünü söyledi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Kıbrıs Türk halkına yönelik ambargo ve izolasyonların kaldırılması çağrısının önemine dikkat çeken Tatar, Kıbrıs Türk halkı ve Türkiye’nin bölgedeki hak ve menfaatlerini korumak için mücadele verdiklerini belirtti.
Kıbrısta caydırıcı güç Türk askerinin varlığı ve garantörlüğü olduğuna işaret eden Tatar, KKTC’nin yaşamasının Türk dünyası açısından da önemli olduğunu söyledi.
“Türk devletler teşkilatının çatısı altında KKTC’nin de var olması gerekmektedir” diyen Tatar, KKTC’nin yaşaması için Türkiye’nin elinden geleni yaptığını, Türk dünyasının da buna destek vermesi gerektiğini ve bu yönde olumlu adımlar atılacağına inandığını kaydetti.
Turizm faaliyetlerinin arttığı ve Covid’in de geride kaldığı bugünlerde Bursa halkını KKTC’ye beklediklerini ifade eden Tatar, gençlerin de karşılıklı eğitim almasının kendilerini mutlu ettiğini söyledi.
Soruları da yanıtlayan Tatar, Rum yönetimine silah ambargosunun kaldırılması ve Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun açıklamalarının hatırlatılması üzerine Çavuşoğlu’na destek açıklamasından dolayı teşekkür etti.

Continue Reading

GÜNDEM

Unutulmaya yüz tutmuş geleneksel el sanatları canlandırılıyor

Published

on

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde (KKTC) kadınlar, unutulmaya yüz tutmuş el sanatlarından zembil (hasırdan örülmüş kulplu torba) örme, ahşap baskı ve ebru kurslarına katılarak, bunların gelecek nesillere aktarılmasını hedefliyor.

Lefkoşa Yunus Emre Enstitüsü (YEE), KKTC Kültür Dairesi, Lefke Belediyesi ve Lefke Yardım ve Halk Derneği iş birliğiyle düzenlenen projeye, Lefkoşa ve Lefke bölgelerinden 18 kadın katılıyor.

Lefkoşa YEE’de gerçekleştirilen projenin atölye çalışmaları kısmında, KKTC’nin kültürel kodlarını ortaya çıkaran geleneksel el sanatları ile modern sanat unsurlarının birleştirilerek çok sayıda eserin ortaya çıkarılması hedefleniyor.

Proje sayesinde KKTC’de yaşayan kadınların sanat eğitimi alması, geleneksel sanatlar arasında yer alan “zembil örme” sanatının yeniden hayat bulması ve aldıkları bu kurslar vasıtasıyla kadınların üretim hayatının bir parçası olması da bekleniyor.

KKTC’de Lefke bölgesindeki hurma ağaçlarının yapraklarının örülmesiyle zembil denilen sepet ve küfeler yapılıyor. Kıbrıs’ta daha önce sevilerek kullanılan, yumuşak ve sağlam araçların başında gelen zembil, hurma dalından örüldüğü için hafif oluyor. Eskiden zengin ve varlıklı kesiminin de zembili tercih ettiği belirtiliyor.

Zembillere kullanılış amaçlarına göre alışveriş zembili, tohum zembili, balıkçı zembili ve hurma zembili gibi farklı isimler de veriliyor.

Poşetlerin yerini aldığı zembilin yapımı terk edilmiş bir el sanatı olarak biliniyor. Proje nihayetinde, üretilen eserlerin kamuoyuyla paylaşılacağı ve ziyaretçilerin beğenisine sunulacağı bir serginin açılması da planlanıyor.

Proje Koordinatörü Esin Sevgin proje ile 3 kadim sanatın birleştiğini söyleyerek, “Zembile geleneksel dokunuşlar yapıyoruz. Ahşap baskı sanatı da KKTC’nin 1970’lerden sonra unutulmuş bir sanatıdır. Projeye katılanların öğretmen olması da bu geleneksel sanatların başkalarına öğretilmesi açısından önemli.” dedi. Sevgin, zembilin tanıtımının yanı sıra kadınların yaptıkları ürünlerin satılacak olmasının da katılanlara katkı sağlayacağını belirtti.

Lefke Belediye Başkanı Aziz Kaya, hurmanın Lefke bölgesinin sembollerinden biri olduğuna dikkati çekerek, bölgede uzun süre madencilik yapıldığını, madenin yer altından çıkarılması için hurma ağacından yapılan zembillerin kullanıldığını anımsattı.

Kaya, proje ile hurmadan zembil yapılabilmesi için kadınların eğitim aldığını ve ortaya konulan iş birliğinden memnun olduklarını ifade etti.

– “Zembil, Kıbrıs Türklerinin geçmişi ve Anadolu’da da hakim olan bir üründü”

Lefkoşa YEE Koordinatörü Abdullah Aktaş, YEE’nin bulunduğu ülkelerin kültürü ile Türkiye arasında kültürel bağ kurmaya çalıştıklarını, KKTC’deki faaliyetlerinin 2015’te başladığını söyledi.

Aktaş, “Faaliyet gösterdiğimiz ülkelerde var olan kültürel değerleri de ortaya çıkarmak için uğraşıyoruz, mümkünse ülkeler arasında bu değerlerin bilinirliğini artırmaya gayret ediyoruz. Bu noktada zembil de Kıbrıs Türklerinin geçmişinde ve Anadolu’da da hakim olan bir üründü. Zembil KKTC için çok değerli bir ürün, özellikle Lefke’de bu ürünün yapımı için hurma ağaçlarının dikildiğini görüyoruz. Biz de onu modern hayata kazandırmanın gayreti içerisindeyiz.” dedi.

Lefke Yardım ve Halk Derneği Başkanı Emel Yılmaz, kadınların 3 geleneksel sanatı öğrenmesinin önemine ve bunları gelecek nesillere taşıma arzularına dikkatini çekti.

Yılmaz, projeye katılan kadınların üretmeleri ve ev ekonomisine de sürdürülebilir katkı sağlamalarının hedeflerinin arasında olduğunu kaydetti.

Continue Reading

Facebook