Connect with us

GÜNDEM

Covid-19’un Ekonomide ki izleri

Published

on

Dr.Yaşam Ayavefe’nin Covid 19’un Ekonomide ki izleri isimli yazısı;

            Bir pandemi, temelde ideolojik tartışmalardan veya hükümetin makroekonomik davranışının eleştirisinden doğmadığı için neredeyse kusursuz bir siyasi düşmandır; Ek olarak, gelecekte, aşılar, etkili ilaçlar veya popülasyonun otoimmünize olması için zaman mevcut olur olmaz, onu yenmenin kesinliği her zaman vardır. Her ne kadar olursa olsun, olası ekonomik zorluklara artık ulusal ekonomiler üzerinde depresif etkileri olan sağlığa yönelik riskler de eklenmektedir. Pandemi, sosyal güvenlik kapsamında ihmal edilebilir ekonomik etkiler bir yana, hastane ve sağlık sistemlerine yönelik muazzam zorlukları ortaya koymaktadır.

Gerçekte her pandemi, evrensel ölçekte çözümler talep eden evrensel bir sorundur. Elbette böyle bir tedaviyi gerektiren tek konu bu değildir. Öyle olsa bile, bu krize verilen toplu tepkiler, hükümet borçluluğu, dağıtım eşitsizlikleri ve özellikle küresel ısınma gibi bekleyen diğer sorunlara uygulanabilir çabalar için boşluğu açabilir.

Elbette, yoğun nüfuslu ülkelerin birbirine bağımlı bir ekonomik ve sağlık sistemine dahil edilmesi, epidemiyolojik tedaviyi karmaşıklaştırmaktadır. Ekonomik olarak dünya işbölümünün sürdürüldüğü üretim zincirlerinde kopmalara, kesintilere, sapmalara neden olur. Yukarıda belirtilenler, epidemiyolojik sınırlama ve mücadele önlemlerinin kapsamına göre dağıtılan bozukluklar, yüksek maliyetler gerektirir. Hastane ağları, havacılık şirketleri, turizm, restoranlar, ulaşım, bazı imalatlar, oteller, sinemalar ve tiyatrolar; majör bozukluklara adaydır.

Ne yazık ki, en iyi ödenen veya en iyi korunanların her zaman bulunmadığı, genellikle bol emek kullanan faaliyetleri etkileyen arz tarafında bir ilk şoktur.  Enfeksiyonların azaltılması, ulusal yetkililerin piyasaların, şirketlerin ve insanların yığılmasını gerektiren olayların normal işleyişini sınırlamasına yol açar ve yol açacaktır. Bu gerçekler, entegre pazarların avantajlarına ters düştüğü veya baltaladığı kadar, giderek daha fazla ülkede uygulanmak zorunda kaldı: Çin, İtalya, İngiltere, Fransa, Amerika Birleşik Devletleri ve Latin Amerika genelinde uygulanmaya başlandı.

Sonuç olarak, kayıtlı ve kayıt dışı istihdamı koruma politikasını kaçınılmaz bir öncelik haline getiren ciddi geçici etkiler beklenebilir. Üstelik salgının coğrafi dağılımı eşit değil, ülkelerin nüfus yoğunluğunun en yüksek olduğu, çoğu zaman da en gelişmiş odakları yoğun bir şekilde etkiliyor.

 

Söz konusu epidemiyolojik soruna ilişkin hükümetlerin talepleri ve olası tepkileri bununla da bitmiyor. Bazı ülkeler, şirketlerin ve ailelerin borçluluğunu hafifletmek için faiz oranlarını düşürerek ve vadeleri uzatarak para politikasını kullanır. Bu politikayı tamamen dışlamadan, bir sağlık ve istihdam krizini, bir likidite veya bankacılık kriziyle karıştırma, yani korunacak veya yararlanılacak konuların seçimini karmaşık hale getirme riski vardır.

Her ne olursa olsun, koronavirüse verilen yanıt, bizi büyük ekonomik kayıpları karşılamaya, sosyal programları güçlendirmeye ve kamu ve özel yatırımda hızlı bir toparlanma sağlamaya zorluyor veya zorlayacaktır.  Uluslararası ekonominin sorunlarının tedavisini tüketmeden, işaret edilmesi gereken boşluklar oluştu. Demografik yaşlanma, göç, genel veya cinsiyet eşitsizliklerinin yarattığı ikilemlere neredeyse hiç atıfta bulunulmamıştır. Son olarak, vergi indirimlerinde ifade edilen uluslararası rekabetin devletlerin hem ekonomik hem de dağıtımsal dengesizliklerle başa çıkma kapasitesini daraltan etkileri neredeyse bir kenara bırakılmıştır.

Sonuç olarak, hem para politikalarının yetersizliği ya da piyasaların otomatikliği hem de gerileme ve krizlerin önleyicileri olarak, başka bir ciddi küresel krizin belirtilerini açıkça tanımaya değer. Buna karşılık, gözlemlenen farklıdır, krizlerin, istihdamın önündeki engellerin, esenlikten eşit yararlanmanın önündeki engellerin çoğalmasıdır.

Birbirine yakın sorunlarla karşı karşıya kalan, eksik bir şekilde tahmin edilen ve belki de bunları çözmek için ulusal kapasitemizin ötesinde, hükümet stratejileri esnek olmalı ve birkaç hedefe hitap etmelidir. Ya sosyal koruma sistemlerini güçlendirmek ya da istihdamdaki azalmayı ya da kamu ve özel yatırımdan kaçınmanın neden olduğu etkileri telafi etmek için, neredeyse kesinlikle genişletilmiş devlet kredisi ve transferleri gerektirecektir.

Prensipte, istisnai koşullarla karşılaşıldığında, aynı türden girişimlerle karşılık vermek gerekecektir. Sonuç olarak, kriz, ister sağlık hizmetlerine erişim haklarının genişletilmesinde, isterse temel gelirin avantajlarının araştırılmasında veya kısa süre sonra modernle sınırlı olan işsizlik sigortasının kısmi uygulanmasında olsun, itiraz edilemez ilerici girişimlere kapı açabilir. Muhtemel işsizlik, kayıt dışılık patlaması karşısında kayıtsız kalmak, şirketlere veya ailelere desteği reddetmek, belki de katlanılmaz sosyal sorumluluklardan vazgeçmekle eşdeğer olacaktır. Yapısal çarpıklıkları tamamen düzeltmeye devam etmeden, dünya merkezleri, ülkeleri ve dünyayı likidite ve ardından daha önce bilinmeyen oranlarda kamu harcamaları ile doldurarak öngörülebilir ekonomik durgunluğu kırmak için yeni bir girişimde bulunuyor. Belki de endişelerin ve yardımların büyüklüğü, şu anki yaşam tarzımızda tam olarak çözülmemiş, onarılamaz bir krize düşme riskiyle ilişkilidir.

Advertisement
Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

GÜNDEM

“7.5 Milyon Euro’nun karşılığında ne verildi?”

Published

on

İş insanı Zeki Ziya, ülkede tartışma konusu olan “Mavi Girne Havayolu” hakkında “KKTC’ye yüzde 25 hisse verilmiştir. 30 milyonluk bir şirketten 7,5 milyon Euroluk bir karşılıktır. Bu hisse neye karşılık verildi? Bunun açıklanması topluma bir borçtur” dedi

 

 

 

 

İş insanı Zeki Ziya, Gündem Kıbrıs Web TV’de Çiğdem Aydın’a çok önemli açıklamalarda bulundu…

Kıbrıslı Türk İş insanı Zeki Ziya, son günlerde tüm ülkenin tartıştığı “Milli havayolu Mavi Girne Havayolu” hakkında görüşlerini dile getirdi.

Ziya, “Mavi Girne Hava yolu hakkında yapılan açıklamalar yeterli değildir. Milli kelimesinin tanımının ne olduğunu sormak lazım. Mevcut şirketler milli değil mi? Öncelikle bu milli tanımından vazgeçmek gerekiyor. Bir havayolu şirketinin hangi ülkenin havayoluna kaydı varsa o ülkenin havayoludur. Türkiye Cumhuriyetinin diğer havayolu şirketleri gibi bu da Türkiye’nin şirketidir. Bu ancak bir iştirak olarak tanımlanabilir bunun başka bir açıklaması yoktur. Eğer buradan bir hisse alıyorsanız bunun iştiraki olur. Yapılan açıklamalara göre KKTC’ye yüzde 25 hisse verilmiştir. 30 milyonluk bir şirketten 7,5 milyon Euroluk bir karşılıktır. Bu hisse neye karşılık verildi? Bunun açıklanması topluma bir borçtur” dedi.

Ziya, “Bu ülkeye yeni havayolu şirketleri kesinlikle girmelidir. Rekabetin artması uçak bileti fiyatlarına yansır ve bu sonrasında topluma yansır. Rekabet bu topluma fayda sağlar ama rekabet ortamı yaratırken birine ayrıcalık tanımamak gerekir” ifadelerini kullandı.

Havacılık sektörünün çok büyük yatırımlar gerektirdiğinin altını çizen Kıbrıslı Türk iş insanı Zeki Ziya, “Piyasadaki oyunculardan biri senin şirketini yönetecekse bu iş olmaz. Bir şirketin kurulup devam etmesi için 2 yıllık zarar finansman kaynağını da belirlemeniz gerekir. Daha önce bizim iş insanlarımız bir şirket kurmaya niyetlendi ancak THY yöneticileri ile yapılan toplantıda dediler ki 2 yıl 65 milyon dolar zarar bütçesi olması gerekir.  Bunu duyunca çil yavrusu gibi dağıldılar. Şimdiki şirket de sıfırdan girecek ve piyasada yer sağlamak için mücadele edecek. Şirketi başlatmak için harcayacağınız para 30 milyon Euro civarında bir paradır. Bu işin devamı için eşit şartlarda mücadele edecekseniz eğer 150-200 milyonluk Euroluk bir zarar bütçesini karşılamanız gerekir. Eğer yüzde 25 bir hisseniz varsa, bu da 50 milyon Euro’luk bir ücrete denk gelir. Devlet olarak bunu nasıl ödeyecekseniz? Eğer siz bu şirkete bir ayrıcalık tanırsanız, piyasadaki diğer şirketler rekabet kuruluna gider” uyarısında bulundu.

‘Kaynak yok’ söylemlerini eleştiren Zeki Ziya, inşaat sektöründen çarpıcı bir örnek verdi, ‘tek bir şirketin devlete olan vergi borcu 45 milyon sterlindir’ dedi.

Ziya şöyle devam etti:

” ‘Bizim bütçe açığımız var’ diyorlar. Sadece satılan malların tapularından alacakları harçlar, bütçe açığını 10 katıyla karşılar. Bu ülkede şirket vardır, bölgesinin en büyük satıcılarındandır. 7- 8 bin konut satmıştır, 2 bin tanesinin borcu bitmiştir, Buna rağmen bırakın tapu vermeyi, tapu vermek için müracaatı yoktur Tapu Dairesi’ne. Bunun hesabını yaptım verdim. Tek bir şirketin 2 bin konut üzerinden devlete ödemesi gereken tapu harcı, KDV ve stopaj olarak borcu 45 milyon sterlindir. Adam devlete ödemediği 45 milyonla adayı satın almaya çalışır ve Kıbrıslı değildir bu insanlar. Sonradan vatandaşlık verilmiş başka ülke vatandaşlarıdır. Bu başlı başına bir konudur. Müteahhitlerin kendi hesaplamaları tüm herşey toplandığında 950 milyon sterlin civarındadır. Sizin bütçeniz nedir? Sizin paranız orada durur ne almıyorsunuz? Ülke uçar bu paralarla. Ama ülke alacağına sadece şahıslar uçar. Alın size kaynak, hadi hodri meydan.”

Continue Reading

GÜNDEM

3 Yasa tasarısı geri çekildi

Published

on

Cumhuriyet Meclisi gündemine sunulan ve Resmi Gazete’nin 23 Eylül tarihli sayısında yayımlanarak halkın bilgisine getirilen üç yasa tasarısı geri çekildi.

Resmi Gazete’nin dünkü duyuruya göre Vergisi (değişiklik) Yasa Tasarısı, Şans Oyunları Vergisi (Değişiklik) Yasa Tasarısı ve Şans Oyunları (değişimlik) Yasa Tasarısı Başbakanlığın 24 Eylül 2022 yönetmeliği ile İçtüzüğün 88’inci üzerinden geri çekim görüntüleri.

Continue Reading

GÜNDEM

Tatar: KKTC’nin gelişmesi için çalışmalar sürüyor

Published

on

Cumhurbaşkanı Ersin Tatar, Türkiye Azerbaycan Strateji ve Ekonomi Kulübü Başkanı Koray Bozat ve beraberindeki heyeti kabul etti.

Cumhurbaşkanlığından yapılan açıklamaya göre, Tatar, kabulde yaptığı konuşmada, her türlü temasların artması ve bağların gelişmesi yönünde Türkiye Azerbaycan Strateji ve Ekonomi Kulübü tarafından yapılan çalışmaları takdir ettiğini belirtti.

Tatar, “üç devlet bir millet” anlayışıyla KKTC’nin mücadelesini sürdürdüğünü ifade ederek, Anavatan Türkiye’nin katkılarının önemine ve New York’taki BM Genel Kurulu’nda Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın KKTC’nin tanınmasına yönelik yaptığı tarihi konuşmasına değindi.

Devlet kurmanın ve yaşatmanın Rum-Yunan zihniyetin engellemelerine rağmen önemine işaret eden Cumhurbaşkanı Tatar, Türkiye Cumhuriyeti’nin siyasi ve her alanda verdiği desteğin önemine vurgu yaptı.

“Mücadelemizi daha ileriye taşımak için gönül bağımız olan Türk Devletler Teşkilatı’nın üyelerinin ve Türk devletlerinin desteğini almak bizim için çok önemlidir” diyen Tatar, Doğu Akdeniz’de bir Türk devleti olan KKTC’nin gelişmesi için çalışmaların sürdüğünü ifade etti.

– “Azerbaycan ile daha yakın ilişkiler içinde olmak ve münasebetlerimizi geliştirmek en büyük temennimizdir”

Cumhurbaşkanı Tatar şunları kaydetti:

“Biz, ayrı halkı, toprak bütünlüğü, sınırları ile ayrı bir devletiz. Devlet olmanın bütün koşullarını yerine getiriyoruz. Türkiye Cumhuriyeti bizi resmi olarak tanıyor. Bu, bizim için çok değerlidir. Bu anlayışla mücadelemizi sürdürürken Azerbaycan ile daha yakın ilişkiler içinde olmak ve münasebetlerimizi geliştirmek en büyük temennimizdir”.

Cumhurbaşkanı Tatar, Karabağ meselesinde Kıbrıs Türklerinin gönlünün Azerbaycan’ın yanında olduğunu anımsattı.

– Cumhurbaşkanı Tatar’a, 5. Türkiye Azerbaycan Kardeşlik Ödülleri Gecesi’ne  davet

Türkiye Azerbaycan Strateji ve Ekonomi Kulübü Başkanı Koray Bozat ise, düzenledikleri uluslararası organizasyonlar hakkında Tatar’a bilgi verdi ve 23 Kasım tarihinde İstanbul’da “üç devlet bir millet” anlayışıyla birlik ve beraberliğin ileriye götürülmesi hedefiyle 5. Türkiye Azerbaycan Kardeşlik Ödülleri Gecesi’ne Cumhurbaşkanı Tatar’ı davet etti.

Continue Reading

Facebook