Ekber GOŞALI

KARDEŞLİĞİN RENGİ – Renglerin kardeşliğinde…

Azerbaycan Milli Halı Müzesi’nde “Sanat Köprüsü… Azerbaycan–Türkiye” sergisi açıldı. Bu sergi, iki devletin ortak hafızasının, Turan ruhunun, tarihî sadakatin ve kültürel düşüncenin tuval üzerinde dile gelişiydi…
“Kaleme and olsun!” diye bir söz vardır ya; işte serginin açılış gününde bu yeminin yanına bir de “Fırçaya and olsun!” sözü eklenmiş gibiydi.

Aslında sanatın da bir jeopolitiği vardır.
Bazen devletlerin imzalayamadığı manevi anlaşmaları ressamlar çizer.
Bazen diplomasinin sustuğu ya da ertelediği yerde renkler konuşur.
Ve Azerbaycan Milli Halı Müzesi’ndeki bu sergide konuşan yalnızca grafit, kurşun kalem ya da renk değildi;
konuşan tarihin kendisiydi… hafızaydı konuşan… “Bir millet, iki devlet” felsefesinin sanat diline dönüşmüş hâliydi konuşan…

Eldaniz Babayev’in “Sanat Köprüsü”, bana göre çağdaş Türk kültür atlasının görsel manifestosu, yeni renklerle yapılmış bir çağrı gibiydi.
Burada Atatürk ve Haydar Aliyev yalnızca tarihî şahsiyet değil; devlet aklının, iradenin ve millet hafızasının tezahürüydü.

Enver Paşa, Nuri Paşa, Kazım Karabekir Paşa ve Samed Bey Mehmandarov gibi komutanların portreleri ise tuval ve kalın kâğıt üzerinden ince ince canlanarak bir milletin hafıza noktaları gibi yeniden diriliyordu…

Bu sergide en çok dikkat çeken hususlardan biri de ressamın sanki portre çizmekten çok karakterin tarihini çizmesiydi.

Atatürk’ün bakışlarında bir imparatorluğun küllerinden doğan irade,
Haydar Aliyev’in düşünceli çehresinde devlet kuruculuğunun vakur felsefesi,
Ahmet Cevad’ın yüzünde istiklal hasreti,
Yunus Emre’de ise Türk ruhunun manevi sonsuzluğu görünüyordu…

“Sanat Köprüsü” adı elbette tesadüf sayılamaz; çünkü burada köprü coğrafyalar arasında değil, ruhlar arasındadır…

Bakü ile Ankara arasında,
Karabağ ile Sakarya arasında,
Yunus Emre ile Hüseyin Cavid arasında,
Âşık Veysel ile Halil Rıza arasında görünmez bir estetik yol uzanıyor, uzanıyor, uzanıyor…

Zaten “uzun ince bir yol”dayız; bizim için yolların yolu, ortak Türk geçmişinden ortak Türk geleceğine uzanan ulu yoldur.

Bu sergide Türk dünyası bir “siyasi harita” olmaktan çıkarak bir “kültürel kader ortaklığı” gibi görünüyordu. İşte bu çok önemlidir.
Çünkü XXI. yüzyılda milletleri sınırlardan daha fazla ortak hafıza koruyacaktır.
Ortak hafızayı ise en çok sanat yaşatır, sanat!..

Eldaniz Babayev’in eserlerinde dikkat çeken bir başka özellik de millî romantizm ile realist kesinliğin uyumudur.
Onun grafik çalışmalarında gölge yalnızca teknik bir unsur değildir; psikolojik bir katmana dönüşür.
Peki ya ışık?
Işık ise fiziksel bir ayrıntıyı aşarak manevi bir işarete dönüşür.
Ressamın adı Eldeniz, soyadı Baba, yüreği Türk dünyalı olunca elbette böyle olacaktı…

İşte “Atatürk İş Bankacılarını Selamlıyor – 1927”!
Bu eserdeki selamlaşma sahnesi bütünüyle çağdaş Türk tarihinin metaforuna dönüşmüyor mu?
Deniz var, gemi var, hareket var, ilerleme var…
ve en önemlisi – geleceğe inanç var!

Serginin 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı gününde açılması da ayrıca sembolik bir anlam taşıyordu.
Çünkü bu sergi gençliğe şu mesajı veriyor: Milletler yalnız ekonomiyle büyümez; milletler hafızayla büyür.
Hafızasını kaybeden toplumun geleceği de kırılganlaşır.

Sergiye Azerbaycan Milli Halı Müzesi’nin ev sahipliği yapması da ayrı bir kültürel anlam taşımaktadır.
Çünkü halının kendisi de bir hafızadır.
Emekdar ressam ve sanat tarihçisi Memmedhüseyn Hüseynov’un meşhur kitabının adıyla söylersek: Türk sanat hafızasında her ÇİZGİNİN BİR ŞİFRESİ vardır!

İlmek ilmek dokunan tarihtir halı.
Ve Eldaniz Babayev’in tablolarıyla Azerbaycan halı estetiği arasında görünmez bir ruh yakınlığı hissedilmektedir.

Katıldığım açılış bir kez daha gösterdi ki Türk dünyasının entegrasyonu yalnız siyasi platformlarda gerçekleşmiyor.
Bu entegrasyon bazen bir ressamın atölyesinde başlıyor…
bir şairin mısrasında devam ediyor…
bir saz ezgisinde yaşıyor…
ve bir sergide halkın ruhuna dönüşüyor…

“Sanat Köprüsü” sergisi… hissedilen bir sergidir.

Bu sergiden ayrılırken zihnimde bir düşünce kaldı:
Türk dünyasının en büyük serveti ortak ruhtur!

“TURAN’A KILIÇTAN DAHA KESKİN, ULU KUVVET;
YALNIZ KÜLTÜR, KÜLTÜR, KÜLTÜR!” (Hüseyin Cavid)

Ortak Türk bayrağımız ve yaratıcılık bayrağımız daima yüce olsun!

Ekber GOŞALI

 

    

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu