Connect with us

SAĞLIK

Uzun süre televizyon, tablet, bilgisayara maruz kalan çocuklarda obezite riski artıyor

Published

on

Prof. Dr. Mustafa Necmi İlhan, “Uzun süre bilgisayar, tablet ve televizyon gibi ekran başında kalınması yeme alışkanlığını da bozduğundan, tüm bu etkenlere bağlı obezite gelişme riski çocukluk çağında artıyor.” dedi.

Gazi Üniversitesi (GÜ) Tıp Fakültesi Dekanı, Halk Sağlığı Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Mustafa Necmi İlhan, uzun süre bilgisayar, tablet ve televizyon gibi ekran başında kalınmasının, özellikle çocukluk çağında obezite riskini artırdığını, bu nedenle, çocukların günde 1 saatten daha fazla ekrana maruz kalmaması gerektiğini bildirdi.

Dünya genelinde 2030’a kadar 1 milyon kişinin karşı karşıya kalabileceği belirtilen ve küresel bir halk sağlığı sorunu olan obezite, hem gelişmiş hem de gelişmekte olan ülkelerde her geçen gün artış gösteriyor.

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) tarafından Asya, Afrika ve Avrupa’nın 6 ayrı bölgesinde yapılan ve 12 yıl süren çalışmada, obezite görülme sıklığında yüzde 10-30 arasında bir artış saptandı. DSÖ, 2030 yılına kadar 1 milyar kişinin “sağlığı bozacak ölçüde vücutta anormal veya aşırı yağ birikmesi” olarak tanımlanan obezite ile karşı karşıya kalacağını öngörüyor.

TÜRKİYE, AVRUPA’DA OBEZİTEDE İLK SIRADA YER ALIYOR

DSÖ Avrupa Bölge Ofisi tarafından açıklanan 2022 Avrupa Obezite Raporu’na göre, Avrupa’daki yetişkinlerin yüzde 59’u ile yaklaşık her üç çocuktan biri aşırı kilolu ya da obez.

Aynı rapora göre, Türkiye, Avrupa’da obezitede ilk sırada yer alıyor. Türkiye’de yetişkinlerin yaklaşık yüzde 59’u aşırı kilo veya obezite sorunu ile karşı karşıya. Obezite görülme oranı erkeklerde yüzde 30, kadınlarda ise yüzde 40 civarında.

“HER 10 ÇOCUKTAN BİRİ OBEZ”

Gazi Üniversitesi (GÜ) Tıp Fakültesi Dekanı, Halk Sağlığı Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Mustafa Necmi İlhan, AA muhabirine, Türkiye’de de görülme sıklığı giderek artan obezite ile ilgili bilgi verdi.

Türkiye Çocukluk Çağı Obezite Araştırması’nın, çocuklarda obezite oranının yükseldiğinin ortaya koyduğunu belirten İlhan, rapora göre, obezitesi bulunan çocuk oranının yüzde 8,3’ten 9,9’a yükseldiğini, yani yaklaşık olarak her 10 çocuktan birinin obez olduğunu aktardı.

İlhan, bu araştırmaya göre, “fazla kilolu” oranının ise yüzde 14,2’den yüzde 14,6’ya yükseldiğinin belirlendiğini kaydetti.

Prof. Dr. İlhan, Sağlık Bakanlığının Türkiye Beslenme ve Sağlık Araştırması sonuçlarına göre de kadınların yüzde 53,1’inde, erkeklerin yüzde 31,7’sinde fiziksel aktivite düzeyinin düşük olduğunu dile getirdi.

İlhan, şöyle konuştu:

“Özellikle çocuklarda uzun süre hareketsizliğe neden olan televizyon izleme, tablet ve bilgisayar kullanımı, obezite riskini artırıyor. Çünkü, dijital teknolojilerin yaygın kullanılmasıyla çocukların ekran başında geçirdiği saat de artıyor. Bu durum, fiziksel aktivite düzeyini azaltırken buna bağlı obezite riskini ise artırıyor. Uzun süre ekran başında kalan çocukların hem algı seviyeleri azalıyor hem de metabolizmaları yetersiz fiziksel aktiviteye bağlı yavaşlıyor. Kas ve iskelet sağlığı açısından da risk taşıyan uzun süre bilgisayar, tablet ve televizyon gibi ekran başında kalınması, yeme alışkanlığını da bozduğundan, tüm bu etkenlere bağlı obezite gelişme riski çocukluk çağında artıyor. Bu nedenle, mutlaka çocukların günde 1 saatten daha fazla ekrana maruz kalmaması, fiziksel ve düşünsel sağlığın korunması için önem taşıyor. İlkokul 2. sınıf çocuklarında yapılan Bakanlığın Şişmanlık Araştırması’na göre de çocukların yüzde 36,2’si hafta içi günde 2 saatten fazla televizyon seyrediyor ya da bilgisayarla vakit geçiriyor. Bunun oran hafta sonu yüzde 69,9’u buluyor.”

OBEZİTE PEK ÇOK HASTALIĞA KAPI AÇIYOR

İlhan, obezitenin, hipertansiyon, kalp-damar hastalıkları, inme, tip-2 diyabet, bazı kanser türleri, kas-eklem hastalıkları ve Solunum sistemi hastalıkları gibi pek riski artırdığına dikkati çekti.

Tedavi edilmediği takdirde, obezitenin etkileri nedeniyle yaşam süresinin kısaldığını, yaşam kalitesinin bozulduğunu, doku ve organların olumsuz etkilendiğini söyleyen İlhan, obezitenin tıbbi beslenme (diyet), egzersiz, davranış değişikliği, ilaç ve cerrahi ile tedavi edilebildiğini belirtti.

Obeziteye karşı yetişkinlerin haftanın en az 5 günü ve günde 30 dakika orta şiddetli, çocuklukların ise günde en az 60 dakika orta ve yüksek şiddetli fiziksel aktivite yapmalarını öneren Prof. Dr. İlhan, şu tavsiyelerde bulundu:

“Besin gruplarında yer alan besinlerden sağlıklı seçim yapılabilmesi için besinlerin çeşitliliğine, yapısal özelliklerine, bireyin sağlık ve hastalık durumuna, yaşına ve cinsiyetine, fiziksel aktivite ve fizyolojik durumunun özelliklerine dayalı, besinlerin posa, yağ, tuz ve eklenmiş şeker içerikleri dikkate edilmesi gerekiyor.”

Advertisement

SAĞLIK

”Yaşım ilerledi, unutmam normal” demeyin!

Published

on

Günümüzde çoğumuzun dert yandığı  ‘unutkanlık’  özellikle ileri yaşın doğal bir sonucu olarak düşünülse de, aslında 65 yaş üzerinde en sık görülen bunama nedeni olan ‘Alzheimer hastalığının ilk uyarılarından biri de olabiliyor!

Günümüzde çoğumuzun dert yandığı  ‘unutkanlık’  özellikle ileri yaşın doğal bir sonucu olarak düşünülse de, aslında 65 yaş üzerinde en sık görülen bunama nedeni olan ‘Alzheimer hastalığının ilk uyarılarından biri de olabiliyor!

Türkiye’de net veriler olmasa da 600 binin üzerinde Alzheimer hastası olduğu ve uzayan insan ömrüyle birlikte bu sayının 65 yaş üzerinde her beş yılda bir iki katına çıktığı belirtiliyor. Acıbadem Ataşehir Hastanesi Demans ve Davranış Nörolojisi Uzmanı Prof. Dr. Neşe Tuncer, Alzheimer hastalığında erken tanı ve tedavinin büyük önem taşıdığı uyarısında bulunarak, “Erken tanı sayesinde hastalığın ilerleme hızı belirli bir süre yavaşlatılabiliyor, hatta bazı tablolarda durdurulması bile mümkün olabiliyor.

Alzheimer en sık unutkanlık gibi yakın bellek sorunlarıyla başlıyor. Hastalığın özelliği, önce yeni olaylar unutulurken eski yaşantıların detaylı bir şekilde hatırlanması. Bu durum hasta yakınlarını şaşırtabiliyor ve unutkanlığın gerçek olup olmadığının sorgulanmasına neden oluyor.

Yıllar içinde hastanın belleğindeki bilgiler en yeniden en eskiye doğru bir bir siliniyor ve en eski anılar da kayboluyor. Dolayısıyla erken tanı için özellikle 65 yaş üzerindeki kişilerde oluşan  ‘unutkanlık’ sorununda zaman kaybetmeden konunun uzmanı bir nöroloji hekimine başvurmak gerekiyor” diyor.

Alzheimer’ın 10 erken sinyali!

Alzheimer hastalığına erken tanı konulması tedaviden etkin sonuç alınmasında büyük öneme sahip.  Prof. Dr. Neşe Tuncer, Alzheimer’ın erken dönem belirtilerini şöyle sıralıyor:

  • Unutkanlık giderek artıyorsa ve günlük yaşamı artık etkiler hale geldiyse
  • Konuşmada bozulma varsa
  • Zaman ve yer algısında kayıp başladıysa
  • İç görü ve yargılamada bozulma varsa ve hastalık inkar ediliyorsa
  • İş planlama ve takipte zorluk başladıysa
  • Aynı soruları tekrar tekrar sorma, eşyaları yanlış yere koyma dikkat çeker hale geldiyse
  • Kişilik ve davranış değişikliği gözleniyorsa
  • Yol, yön bulma güçlüğü nedeniyle artık dışarı çıkmak zor oluyorsa
  • İçe kapanma, sosyal ortamlara girememe sorunu başladıysa
  • Hobi ve uğraşlardan vazgeçme olduysa

Beyindeki değişimler 20-30 yıl önce başlıyor 

Alzheimer hastalığının nedenleriyle ilgili çok sayıda çalışma ve teori mevcut. Beyinde asetil kolin azalması bir neden olarak biliniyor. Yapılan çalışmalara göre; beynin kabuk kısmında hücre içi ve hücreler arasında anormal protein birikimi oluyor, buna bağlı olarak hücreler ölüyor ve hücreler arası bağlantılar geri dönüşümsüz kayboluyor. Bunun sonucunda beyinde hafızayla ilgili görev yapan aracı kimyasalların (asetil kolin) düzeyi azalıyor. Alzheimer hastalığında beyindeki bu değişimler belirtiler ortaya çıkmadan 20-30 yıl önce başlıyor. Dolayısıyla hastalık bulguları ilerledikten sonra tedavilerin faydası sınırlı kalıyor.

Aile öyküsü önemli bir risk faktörü 

Beyindeki proteinlerin neden bazı kişilerde biriktiği tam olarak bilinmese de hastalığa yatkınlık oluşturan etkenler üzerine tıp dünyasının kapsamlı çalışmaları sürüyor. Alzheimer’de en önemli risk faktörünün ilerleyen yaş olduğu belirtiliyor. Bunun yanı sıra düşük eğitim düzeyi ve sedanter yaşam, ağır beyin travmalarına maruz kalmak, hipertansiyon ve diyabet gibi damar yapısını bozan hastalıkların kontrolsüz şekilde var olması, kadın cinsiyeti, tedavi edilmemiş depresyon, obezite, sigara ve alkol tüketimi, hatta hava kirliliği ve zehirli gazlar gibi pek çok etken hastalığın başlamasında etkili oluyor. Prof. Dr. Neşe Tuncer, aile öyküsünün Alzheimer’da önemli bir risk faktörü olabileceğine işaret ederek, Alzheimer hastalığının bazı ailesel formlarında hastalığa yakalanma riskinin normal popülasyona göre 3-4 kat fazla görülebileceği belirtiliyor. Üstelik ailesinde Alzheimer hastalığı olan kişilerde hastalık 65 yaş öncesinde başlayabiliyor ve bu tablo ‘erken başlangıçlı Alzheimer’ olarak nitelendiriliyor. Bu nedenle aile öyküsü olan kişilerde genetik araştırma yapılması önem taşıyor.

Yeni tedaviler umut veriyor! 

Alzheimer hastalığının tedavisinde Amerika Birleşik Devletleri’nde onay alan, henüz Avrupa’da onay almamış bazı yeni ilaçlar mevcut. Amiloid aşıları olarak geçen bu moleküller beyinde biriken anormal proteinleri temizleyerek etkili oluyorlar. Bilim dünyası her gün bu tedavileri geliştiriyor; etkinliğini arttıran ve yan etkilerini azaltan formlar üzerinde çalışıyor. Çalışmaları yakından takip ettiklerini belirten Prof. Dr. Neşe Tuncer, “Yakın bir dönemde ülkemizde de hastalarımıza verebileceğimiz yeni tedaviler için umutluyuz.” diyor.

Hastalığın ilerleme hızı yavaşlatılabiliyor

Halihazırda kullanılan ilaç tedavisi ve yaşam alışkanlıklarında yapılan düzenlemelerle hastalığın ilerleme hızı yavaşlatılarak hastanın fonksiyonel kapasitesi artırılabiliyor. Demans ve Davranış Nörolojisi Uzmanı Prof. Dr. Neşe Tuncer, ancak tedaviden etkin sonuç alınabilmesi için ilaç kullanımına mutlaka erken dönemde başlanması gerektiğine dikkat çekerek, “Özellikle, hastalığın bulgularını yavaşlatmakta etkili olduğu yapılan çalışmalarla kanıtlanmış olan ilaçların tedavisine erken dönemde başlandığında, tedavinin etkinliği daha uzun süreli oluyor. Erken teşhisin bir başka önemi ise bunamaya neden olan Alzheimer dışındaki tiroit hastalıkları, vitamin yetmezlikleri, depresyon ve diğer sistemik hastalıkların tedavi edilmesidir” bilgisini veriyor.

Bedensel ve zihinsel yöntemler önemli

Prof. Dr. Neşe Tuncer, ilaç tedavisinin yanı sıra bilişsel stimülasyon, hastanın zihinsel kapasitesinin arttırılmasına yönelik hobiler, faaliyetler, egzersizler, sosyalliğin arttırılması, fiziksel egzersiz programları, beslenme alışkanlıklarında yapılan düzenlemeler (yeşil sebze, meyve, tahıllardan zengin kolesterolden  fakir Akdeniz diyeti ile beslenme) gibi bedensel ve zihinsel yöntemlerin de hastalığın ilerlemesini önlemede etkili olduğunu belirtiyor.

Continue Reading

SAĞLIK

Bilim insanları abur cubur yiyen farelerde kilo alımını önleyen ilaç geliştirdi

Published

on

Hayatlarının çoğu boyunca yüksek şeker ve yüksek yağ içeren bir diyetle beslenen fareler, deneysel yeni bir ilaçla tedavi edildiklerinde kilo alımından kaçmayı ve karaciğerlerini korumayı başardılar.

Küçük moleküllü ilaç, San Antonio’daki Texas Sağlık Bilimleri Merkezi (UT Health San Antonio) tarafından yönetilen bir ekip tarafından geliştirildi.

Kimyasal kısaltması CPACC ile bilinen bu sistem, hücrenin enerji üretmek ve kalori yakmakla görevli kısımları olan mitokondriye magnezyum girişini sınırlayarak çalışıyor.

Araştırmacılar yeni ilacı, Mrs2 adı verilen magnezyum taşıyıcı proteini kodlayan spesifik bir genin silinmesinin etkisini incelerken keşfettiler.

Bu protein, magnezyumu mitokondriyal zar boyunca taşımak için bir kanal görevi görüyor.

MRS2 silinmesi, farelerin 14 haftalıktan başlayarak bir yıla kadar (bir farenin hayatında uzun bir süre) abur cubur tüketmesine rağmen, mitokondrilerinde gelişmiş şeker ve yağ metabolizmasına sahip, daha zayıf, daha sağlıklı olmasına olanak sağladı.

Elbette farelerde elde edilen sonuçlar insanlar için geçerli olmayabilir ve çalışmanın yazarları bunun bazı sınırlamaları olduğunu belirtiyor.

İnsanlardaki metabolik sendromu taklit etmek için kullandıkları yöntemde uzun süreli diyet stresi kullanılıyor. Sistemi kısa süreli diyet stresine sokmak, MRS2 silinmesinin ana etkilerinin açıklığa kavuşturulmasına yardımcı olabilir.

Ayrıca araştırmacılar, MRS2 için tam bir silme yöntemi kullanmanın, her bir dokunun metabolik düzenlemeyi nasıl etkilediğine bakmayı imkansız hale getirdiğini söylüyor.

MRS2’nin yaygın ifadesi göz önüne alındığında, bunun beyin, kalp, böbrekler, akciğerler ve iskelet kasları gibi çeşitli organlar üzerindeki etkilerine ilişkin daha fazla araştırmanın önemini vurguluyorlar.

Continue Reading

SAĞLIK

Sıcak havalarda evden çıkmak istemememizin nedeni meğerse bambaşkaymış…

Published

on

Aşırı sıcaklar insan sağlığını birçok yönden olumsuz etkiliyor. İnsanların psikolojiside sıcaklardan oldukça fazla etkileniyor. Havaların çok sıcak olmasının psikolojinizdeki etkilerinin ne olduğunu merak ediyorsanız bu haberi mutlaka dikkate alın…

Aşırı sıcakların giderek artacağına dair açıklamaların ardından Uzman Psikoloğu Tuğçe Denizgil, aşırı sıcakların insan psikolojisinde yol açtığı olumsuz etkileri dile getirerek bu etkilerden nasıl korunabileceğini anlattı.

“Stresi kabaca, organizmanın uyum kapasitesini etkileyen etmenlere ve yaşanılan değişime uyum sağlama tepkisi olarak tanımlayabiliriz” diyen Uzman Psikoloğu Tuğçe Denizgil, bu bağlamda, artan sıcaklık ortalaması ile nemin beden üzerinde halsizlik, kalp çarpıntısı, ateş basması, yüksek tansiyon gibi istenmeyen sorunlara neden olmasının yanı sıra, insan psikolojisini de yakından etkilediğini bildirdi.

Sıcak havalarda uyku problemlerinin de sıkça karşılaşılan sorunlardan biri olduğunu belirten Denizgil, yetersiz uykunun, bitkin ve yorgun hissetme ile tahammülsüzlüğü de beraberinde getirebildiğini ifade etti. “Yaz aylarında yaşanan önemli psikiyatrik yakınmalardan biri de uykusuzluktur” diyen Tuğçe Denizgil şöyle devam etti:

“Buradaki en önemli faktör ise uykusuzluğun bipolar hastalığının, aşırı neşeli, haraketli vb. manik dönemi tetikleyebilmesidir. Ayrıca uykusuzluk gün içerisinde huzursuzluk, sinirlilik, tahammül edememe ve gerginliğe de yol açabilmekte, bu da gerek duygusal, gerek sosyal, gerekse profesyonel ilişkilerde yıpranma ya da bozulmaya yol açabilmektedir.”

Artan yaz sıcakları nedeniyle açık havada gerçekleştirilen aktivitelerin sekteye uğraması ya da azalmasının söz konusu olduğu durumlarda da kişilerde huzursuzluk halinin yaşanabileceğini söyleyen Tuğçe Denizgil, bir diğer önemli sorunun ise dikkat gerektiren işleri sürdürmede yaşanan olumsuz etkilenmeler olduğunu belirtti.

“SICAK HAVA EN ÇOK ANKSİYETE BOZUKLUKLARINA NEDEN OLUYOR”

“Hava sıcaklığındaki artışlar özellikle ruhsal hastalıklar içinde en çok anksiyete bozukluklarına neden olabilmektedir” ifadesini kullanan Psikolog, nem oranındaki artışların ise panik bozukluğu olanlar için huzursuzluk hissi oluşturduğunu, bu kişilerin atak geçirme sıklığının da bu bağlamda artabildiğini aktardı.

Birçok insan için rahatlama, deniz ya da tatil anlamına gelen yaz aylarının bazı kişilerde ise öfke denetleme sorunlarında artışa yol açabildiğini söyleyen Denizgil, araştırmaların, birçok toplumsal olayın yaz dönemine ya da sıcak havalara denk geldiğini, suç işleme oranlarında ise yine bu dönemde artış yaşandığını gösterdiğini bildirdi. Birçok kişinin tatile çıktığı zaman alkol ya da madde kullanımını artırabildiğini kaydeden Uzman, tatil döneminin bağımlı kişiler ya da tedavi süreci devam eden hastalar için alkol ya da maddeye kolay ulaşmak açısından oldukça riskli olabileceğini sözlerine ekledi.

PSİKOLOJİNİZİ BU ŞEKİLDE KORUYUN!

Tuğçe Denizgil, yaz mevsiminde sıvı tüketiminin yeterince olmadığı zamanlarda aşırı terleme nedeniyle vücut elektrolit dengesinin bozulabileceğini, halsizlik, yorgunluk, iştah kaybı, isteksizlik hissi yanında çabuk öfkelenme gibi davranışların artabileceğini söyleyerek şu önerilerde bulundu:

“Yaşanabilecek olumsuz etkileri en aza indirgemek amacıyla yaz aylarında sıvı tüketimine daha çok dikkat edilmesi gerekmektedir. Sıcak havalarda tercih edilecek rahat kıyafetler, vücudu daha konforlu hissettirip, stresi azaltabilir. Hissedilen sıcağın etkilerini azaltmak ve uyum sağlamak öncelikli hedefimiz olmalıdır. Sürekli negatif otomatik düşüncelere odaklanmak, yaşanılan stresi artıracağından, kişiler için temel amaç stresi kontrol etmek olmalıdır. Ayrıca akşam saatlerinde keyif alınabilecek zamanlar oluşturulmalı, gün içinde sıcaklardan dolayı ket vurmak zorunda kalınan aktiviteleri gerçekleştirmeye özen gösterilmelidir.”

Continue Reading
Advertisement

Facebook