Connect with us

GÜNDEM

“Okullarda gıda güvenliği ve hijyene dikkat edilmeli”

Published

on

Gıda Mühendisleri Odası (GMO) Başkanı Beste Oymen, okullarda gıda güvenliği ve hijyene dikkat edilmesi gerektiğini belirtti. Oymen, “Geleceğimiz olan çocuklarımızın hijyenik şartlarda üretilmiş ve tüketime sunulmuş gıdalar ile beslenmesi hepimizin sorumluluğudur” dedi.

Oymen yaptığı yazılı açıklamada, yeni eğitim yılının başladığına işaret ederek, eğitim ve öğretim faaliyetlerinin yanı sıra yaşamın önemli bir parçası olan temel beslenme ihtiyaçlarının karşılanmasında tüketilen gıdaların güvenilir aynı zamanda besleyici özelliğinin de yüksek olmasının çok önemli bir kriter olduğunu vurguladı.

“Geleceğimiz olan çocuklarımızın hijyenik şartlarda üretilmiş ve tüketime sunulmuş gıdalar ile beslenmesi hepimizin sorumluluğudur” diyen Beste Oymen, bu konuda okul yönetimine, öğretmenlere, velilere, okul aile birliklerine ve bilinç düzeyi bu konuyu anlayabilecek yaştaki öğrencilere iş düştüğünü kaydetti.

 

-“Gıda maddelerinin muhafaza ve sunum koşullarına dikkat edilmeli”

Gıda maddelerinin kantinde muhafaza ve sunum koşullarına dikkat edilmesi gerektiğini ifade eden Oymen, şöyle devam etti:
Ambalajsız verilen her türlü gıda maddesinin doğru sıcaklıkta ve uygun koşullarda muhafaza edildiğinden emin olunmalıdır. Ayran, sandviç vb. soğuk muhafaza edilmesi gereken ürünlerin soğukluğu temas yolu ile kontrol edilmeli, eğer soğuk değilse iade edilmelidir.”

Tüketiciye arz edilen ambalajlı ürünlerin doğru ve anlaşılır etiket bilgilerinin gıda etiketlerinde yer alması gerektiğini belirten Oymen, “Satın alırken ürünün son kullanma tarihi veya tavsiye edilen tüketim tarihinin kontrolü yapılmalı, tarihi olmayan hiçbir paketli ürün satın alınmamalıdır” dedi. Oymen, söz konusu uygulamaların piyasadaki tüm satış yerlerinde uygulanması gerektiğini kaydetti.

Okul kantinlerinde ve yemekhanelerde besinlerin satın alınması ve hazırlanması sırasında uygulanması gereken önemli bazı kurallar olduğuna dikkat çeken Beste Oymen, kantinlerde ve yemekhanelerde çalışan tüm personelin sağlık karnelerinin olması gerektiğini belirtti.

 

-“Her çeşit yiyecek için kaliteyi etkileyen farklı özellikler vardır”

Satın alma işlemlerinde dikkat edilecek en önemli hususlardan birinin, kuruluşun depolarının sayısı ve kapasitesinin göz önünde bulundurulması olduğunu ifade eden GMO Başkanı Oymen, “Yiyecekler satın alınırken önemli olan kalitedir ve her çeşit yiyecek için kaliteyi etkileyen farklı özellikler vardır” diyerek, bu özellikleri şöyle sıraladı:
-Süt satın alırken; pastörize veya UHT olmasına ve sütlerin ambalajlarının üzerinde, üretici firmanın adı, adresi, gün, ay ve yıl olarak üretim ve son kullanma tarihlerinin kolayca okunabilir biçimde belirtilmiş olmasına dikkat edilmelidir.

-Peynir satın alırken pastörize sütten yapılmış olmasına taze peynir olmamasına (Brusella riski nedeniyle) ve peynirin yüzeyi kesildiği zaman görünüşünün kuru, çok çabuk dağılan özellikte olmamasına dikkat edilmelidir.

-Et satın alırken denetimli, güvenilir yerden satın alınmasına, rengine, kokusuna, elastikiyetine, kayganlık vb. niteliklerine önem verilmelidir. Kaliteli etin kesit yüzeyi mermerimsi görünümde olmalıdır. Potansiyel riskli bir besin olması nedeniyle etin satın alma sıcaklığı prob termometre ile ölçülmeli, iç sıcaklığının 4°C ve altında olmasına dikkat edilmelidir. Etlerin taşıma sıcaklığının yanı sıra, taşındığı araçların sıcaklığı, nakil eden araçların ve personelin temizliği de son derece önemlidir.

-Tavuk satın alırken aranan kalite kriterleri günlük kesim olması, göğüs kemiğinin kolay kırılması, kokusu, görünümü, iç organlarının ve tüylerinin tamamen temizlenmiş olması, çürük, morarma ve ekşi koku bulunmamasıdır. Tavuk da potansiyel riskli bir besin olması nedeniyle satın alma sıcaklığı 4°C ve altında olmalıdır.

-Yumurta satın alırken; kabuklarının temiz, kırık ve çatlaksız, kırılınca sarının bombeli olmasına, dağılmamasına, tuzlu suya atılınca dibe çökmesine, ( hava boşluğu arttıkça ağırlığı azalacak ve su üzerinde kalacaktır), getirildiği ambalajın temiz olmasına dikkat edilmelidir. Ayrıca ambalajında son tüketim tarihi, muhafaza sıcaklığı (+5°C ile +12°C arasında) ve muhafazaya başlanan tarih bulunmalıdır. Bu koşulları taşımayan yumurtalar kabul edilmemelidir.

– Genel olarak tüm sebzelerde ve meyvelerde kalite kriterleri; taze, çürümemiş, böcek yeniği, çamur, toz, toprak bulunmamasıdır. Yapısı düzgün, sağlam, sık dokulu olmalı, bozulmamış, küflenmemiş olmalı ve dış kısımları nemli/ıslak olmamalıdır.

-Dondurulmuş sebze satın alırken iç sıcaklığının –18 °C’den daha düşük olmasına, ürünlerde yumuşama ve çözülme belirtisi (ambalaj içerisinde buz kristallerinin bulunması) olmaması, ambalaj üzerinde ürünün; cinsi, firma adı, adresi, ürünle ilgili barkod numarası üretim ve son kullanma tarihi, net ağırlığının, hazırlama ve pişirme talimatının bulunmasına dikkat edilmelidir. Dondurulmuş ürünlerin satın alınması, nakliyesi ve saklanması aşamalarında soğuk zincirin bozulmamasına özen gösterilmelidir.

-Konservelerde, konserve ambalajının bombeli (gaz yapan mikroorganizmaların faaliyeti sonucunda kutu içerisinde gaz birikerek, kutunun şişmesi), ezik, delik, şeklinin bozuk olmamasına, konserve etiket bilgisindeki son tüketim tarihi dikkat edilmelidir.

-Ekmek satın alırken, dış görünümünün iyi pişmiş ve kabarmış, kendine has görünüşte ve kokuda, kabuk renk dağılımının olabildiğince homojen olmasına, basık ve yanık olmamasına dikkat edilmelidir. Ekmek kesildiği zaman, iç kısmı süngerimsi yapıda, gözenekler mümkün olduğunca homojen olmalı; büyük ve düzensiz hava boşlukları bulunmamalıdır.”

-“Satın alınan yiyecekler uygun koşullar altında depolanmazsa özelliklerini kaybeder”

Besinlerin satın alındıktan sonra depolanmasının, bozulmasını ve zararlı hale gelmesini önleme ve kontrolü açısından büyük önem taşıdığını belirten Oymen, şunları kaydetti:
>
“Satın alınan yiyecekler ne kadar kaliteli olursa olsun, uygun koşullar altında depolanmazsa özelliklerini kaybeder; bu durumda besin ögeleri kayıpları oluşur ve sağlığı bozucu hale gelebilir. Soğuk depolarda tüm potansiyel riskli besinler 4°C ya da altında; diğer yiyeceklerle temas etmeyecek şekilde saklanmalıdır. Çiğ et, tavuk gibi besinler diğerlerinden ayrı tutulmalı, tavuk en altta olacak şekilde soğuk depoya yerleştirilmelidir.

Yemek, kıyma, doğranmış et gibi yiyeceklerin üzerleri; kapak, alüminyum folyo veya plastik film streçle kapalı olmalıdır. Yiyecekler zeminle temas etmemelidir. Kuru depoların sıcaklığı, 10-15 ºC arasında olmalı ve 20 ºC’yi geçmemelidir. Yiyeceklerin depolarda ışığa maruz kalması, bozulmalara ve besin değerinde kayıplara yol açabilir. Bu nedenle kuru depolara gün ışığı girmesi önlenmelidir. Güneş ışığı alan camlar koyu renk boyanarak ışık geçirmemesi sağlanmalıdır.

Konserve ürünler, serin yerde (10-12 °C) ve kuru koşullarda depolanmalıdır. Patates, soğan ve sarımsak 15-20 °C de 1-2 hafta saklanabilir. Sebze ve meyvelerin toz, toprak ve ilaç kalıntılarından temizlenmeleri için iyice yıkanması gerekir.”

 

-“Gıda üretilen yerlerde içilebilir nitelikte su olmalı”

Gıda üretilen yerlerde her zaman kullanıma hazır halde ve yeterli miktarda içilebilir nitelikte su olması gerektiğini ifade eden Oymen, temizlik için de içme suyu kalitesinde su kullanılması gerektiğini belirtti.

GMO Başkanı Oymen, “Dondurulmuş ürünler asla ortam sıcaklığında çözdürülmemeli, donmuş ürünler buzdolabında (4-5 derecede) ya da mikrodalga fırında çözündürülmeli ve çözünmüş ürün bir daha dondurulmamalıdır” uyarılarında da bulundu.

 

-“Ellerinizi sabun ve akan su ile en az 20 saniye iyice yıkayın ve temiz bir havlu ile kurulayın”

Yıkanmamış veya yanlış yıkanmış ellerin ve yüzeylerin mikroorganizmaları hızla yayabileceğine ve gıda kaynaklı hastalıklara neden olabileceğine dikkat çeken Oymen, “Ellerinizi sabun ve akan su ile en az 20 saniye iyice yıkayın ve temiz bir havlu ile kurulayın” uyarısı yaptı.

Kaplar, aparatlar, alet ve ekipmanların kullanılmadan önce ve kullanıldıktan sonra uygun temizlik önlemleri doğrultusunda temizlenmesi ve dezenfekte edilmesi gerektiğini belirten Oymen, “Temizlik maddeleri ve dezenfektanlar gıda ve gıda ile temasta bulunan madde ve malzemelerden ayrı bölümlerde muhafaza edilmeli ve işaretlenmelidir” dedi.

Soğuk yiyeceklerin sıklıkla çapraz bulaşma için risk taşıdığına işaret eden Oymen, hazırlanmış soğuk yiyeceklerin bekletme işleminin, daima 4°C’nin altında yapılması gerektiğini ifade etti.

Uygun sıcaklıkta ve yeterli sürede yapılan pişirme ile besinlerin zararlı hale gelmesinin önlendiğini kaydeden Oymen, gıdaların merkez sıcaklığı en az 72-75 °C’ye ulaşana kadar iyice pişirilmesi ve sıcak tüketilecek gıdaların sıcak olarak muhafaza edilmesi gerektiğini belirtti.

Çocukların sağlıklı eğitim ortamlarında yetiştirilmesi ve öğretmenlerin sağlığını korumak için belirtilen hususlara dikkat edilmesinin önemini vurgulayan Oymen, tüm çocuklara sağlıklı, başarılı ve kesintisiz bir eğitim hayatı diledi.

Advertisement

GÜNDEM

Ağırdağ bölgesinde yangın

Published

on

Girne-Lefkoşa Anayolu üzerinde Ağırdağ bölgesinde büyük bir yangın çıktı.

Girne-Lefkoşa Anayolu üzerinde Ağırdağ bölgesinde büyük bir yangın çıktı. Rüzgarın etkisiyle büyüyen yangın nedeniyle acil durum çağrısı yapıldı.

Sosyal medyada yardım çağrıları

İtfaiye ekiplerinin yoğun müdahalelerine karşın rüzgarın etkisiyle hızla yayılan yangına karşı, bölge sakinlerinin destek çağrıları sosyal medyada yayıldı.

Bölgede yaşam süren vatandaşlar, tankeri olan herkesi yardıma çağırdı.

LTB bölgeye ekip gönderdi

Yangınla ilgili kişisel sosyal medya hesabı üzerinden açıklama yapan LTB Başkanı Mehmet Harmancı, söndürme çalışmalarına destek olmaları adına bölgeye ekip gönderdiklerini duyurdu:

“Ağırdağ’da yaşanan yangın felaketinin boyutlarını henüz bilmiyoruz ama gelen haberler çok iç açıcı değil. Lefkoşa Türk Belediyesi olarak bölgeye acil olarak yangın söndürmeye yardımcı olacak ekip gönderdik, umarız erken sürede kontrol altına alınabilir.”

Continue Reading

GÜNDEM

Cumhurbaşkanı Tatar’a Bursa’da fahri doktora

Published

on

Cumhurbaşkanı Ersin Tatar, Bursa Uludağ Üniversitesi’nde, “KKTC’nin Doğu Akdeniz’deki Stratejik Önemi” konulu konferans verdi.

Cumhurbaşkanı Ersin Tatar, Bursa Uludağ Üniversitesi’nde, “KKTC’nin Doğu Akdeniz’deki Stratejik Önemi” konulu konferans verdi.
Cumhurbaşkanı Tatar’a, ayrıca Bursa Uludağ Üniversitesi tarafından “Fahri Doktora” tevcih edildi.
Cumhurbaşkanı Ersin Tatar, Bursa’da temaslarda bulunuyor. Tatar, bu çerçevede ilk olarak Bursa Uludağ Üniversitesi’ni ziyaret etti ve rektör Prof. Dr. Ahmet Saim Klavuz ve heyetiyle bir araya geldi. Tatar’a Ankara Büyükelçisi İsmet Korukoğlu eşlik etti.
Konferans ve doktora töreni, saygı duruşu ve İstiklal Marşı’nın okunmasıyla başladı. Konuşmaların ardından Cumhurbaşkanlığı video gösterimi yapıldı. Üniversite

senatosunun Tatar’a fahri doktora payesi verilmesi kararının ardından Cumhurbaşkanı Ersin Tatar’ın özgeçmişi okundu.
Uludağ Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Klavuz, “Bir parçamız olan KKTC’nin saygıdeğer Cumhurbaşkanı Ersin Tatar’ı ağırlamaktan onur duyduk”  sözleriyle başladığı konuşmasında, Tatar’a doktora tevcih etmekten mutluluk duyduğunu ifade etti. Klavuz, bu toplantıyı, Tatar’ın “Uluslararası ilişkiler, Türkiye ile işbirliği ve sergilediği dayanışmanın yanısıra üniversitenin KKTC’nin daima yanında olduğu fikrini dünyaya haykırma adına” yaptıklarını söyledi.
Doktora tevcih töreninin yapıldığı salonda daha önce de Kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Raif Denktaş’a doktora ünvanı verildiğine işaret eden Klavuz, bundan duyduğu memnuniyeti dile getirdi. Klavuz, “KKTC, canımız, ciğerimiz bir vatan parçasıdır. Tarihe bakıldığında bazı sıkıntılar yaşandı ama şimdi KKTC’nin bağımsız bir devlet olarak tanınması gerekir” dedi.

“Devletler, menfaat ve beklentilerine göre değil de adalet ve etik ilkeler ekseninde hareket etseydi KKTC ve Kıbrıs Türk halkı yıllardır izolasyonlar altında yaşamazdı” diyen Klavuz, Kıbrıs Türk halkının varoluş mücadelesi ve yaşamak zorunda kaldığı zulümleri anımsattı.
Klavuz, Türkiye’nin ardından diğer Türk devletleri ve dost ülkelerin de KKTC’yi, Kıbrıs Türk halkının egemenliğini tanıması gerektiğini vurguladı.

Cumhurbaşkanı Ersin Tatar, burada verdiği konferansta, Bursa’da, Uludağ Üniversitesi’nde bulunmaktan duyduğu memnuniyeti dile getirerek, merhum Cumhurbaşkanı Denktaş’a da verilen ödüle layık görülmesinin hayatının en anlamlı hediyesi olduğunu vurguladı.

Hayatı boyunca hep Türklük için çalıştığına işaret eden Tatar, bir Türk çocuğu olarak maaruz kaldıkları Rum saldırılarını çok iyi hatırladığını, hatta öldürülme riski atlattığını belirterek, “Bu yüzden saf davranmayacağız. Ukrayna’da olanları gördükten sonra Türkiye Cumhuriyeti dışında bir garantörlüğü kabul edemeyiz, etmeyeceğiz” dedi.

Tatar, Kıbrıs’ta “Kıbrıslı veya Kıbrıs halkı” diye bir halk olmadığını, adada iki halk ve iki devlet olduğunu kaydetti. Kıbrıs’ın tarihine inildiğinde Osmanlı’nın unutulamayacağını, 80 bin şehit verilerek, adanın alındığını o dönemden bugüne Kıbrıs’ın bu bölgede hep önem taşıdığını ifade eden Tatar, Kıbrıs’ın öneminin devam ettiğini ve mücadelenin şimdi de sürdüğünü kaydetti.

İngiltere’nin adayı Osmanlı’dan kiraladığını ancak daha sonra geri vermediğini söyleyen Tatar, o dönem adanın en eski kurumu olan Vakıfların dağıtıldığını ve tüm bunları arşivlerde olduğunu anlattı.
Yıllarca kapalı kalan Maraş’ın iki yıl önce açılmasının KKTC için büyük kazanım olduğunu ve turizm açısından çok önemli olduğuna işaret eden Tatar, Maraş’ı bugüne kadar 700 binden fazla kişinin ziyaret ettiğini söyledi.
Tatar, Kıbrıs Türk halkının milli mücadele yıllarında Türk askerinin geleceği günü özlemle arzuladığını vurgulayarak, Rum ve Yunanlıların Kıbrıs’ı “13. ada” olara Yunan toprağı yapmak için uğraştıklarını ancak Türkiye Cumhuriyeti’nin Yunanistan’a “dur” diyerek, bunu engellediğini belirtti.

Kurulan Kıbrıs Cumhuriyeti’nin de Rumlar tarafından yıkıldığını ve Kıbrıs Türk halkına yönelik saldırı düzenlendiğini kaydeden Tatar, Yunan cuntasının darbe yaptığını ifade ederek, cumhuriyetin şu anda bir Rum devleti olarak sürdürdüğünü söyledi.

Kıbrıs Türk halkının yıllarca gözü Toroslarda direndiğini, en sonunda da 1974 Barış Harekatı ve KKTC’nin kurulduğunu ifade eden Tatar, Kıbrıs Barış Harekatı’nın Kıbrıs Türk halkının dönüm noktası olduğunu kaydetti.
“Kim ne derse desin bize karşı uygulanan ambargolar zulümdür” diyen Tatar, bu izolasyonların insanlık dışı olduğunu ve KKTC’nin artık tanınması gerektiğini belirtti.
Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın bu çerçevede BM’de yaptığı KKTC’nin tanınması çağrısının önemine işaret eden Tatar, Kıbrıs’ta federal temelde ortaklığın artık mümkün olmadığını söyledi.
Kıbrıs Türk tarafı olarak ortaya koydukları yeni siyasete de işaret eden Tatar, Türk tarafının ortaya koyduğu tüm iyi niyet ve “evet”lere rağmen, uzlaşmaz tutum ve “hayır”a rağmen Rumların tek taraflı AB’ye alındığına işaret ederek, bunun hiç bir açıklamasının olamayacağını dile getirdi. Tatar, federal temelde çözüm arayışlarındaki amacın Türkiye’nin Kıbrıs’tan çekilmesi, sıfır asker sıfır garanti olduğuna işaret etti.

Cumhurbaşkanı Tatar, KKTC’nin bölgedeki hava, deniz ve karadaki varlığının süreceğini, bu çerçevede KKTC’nin güçlenmesi gerektiğini vurgulayarak, “Varlığımızı ancak böyle sürdürebilir, hak ve menfaatlerimizi koruyabiliriz” dedi.
Tatar, milli kültürel değerlerin yanısıra Mavi Vatan ve diğer bölgesel haklardan vazgeçerek, Türkiye’nin Kıbrıs’tan çekilmesinin, o bölgeyi Rum Yunan bölgesi yapacağına dikkat çekti.
Türkiye Cumhuriyeti ile KKTC’nin koparılmasına hiç bir zaman izin vermeyeceklerini yineleyen Tatar, milli menfaatler yanında geçmiş ve milli heyecanın gençlere aktarılmasının önemine işaret etti.

Tatar, Türk devletlerinin temsilcisi olan KKTC’nin birlik beraberlik içerisinde, milli hassasiyetler, örf ve adetler, zengin tarihi geçmişiyle sürdürüleceğini söyledi.

Kıbrıs’ın mevcut statüsüyle AB’ye üye olmaması gerektiğine işaret eden Tatar, Rum tarafının 2 oyu bulunan AB’nin müzakere masasında olamayacağını çünkü taraf olduğunu belirtti.
AB ile ilişkilerin olumlu yönleri olduğunu ancak oynanan oyunların Kıbrıs Türk halkının sonunun başlangıcı olabileceğine işaret eden Tatar, kurdukları devleti bozmanın onursuzluk olacağını, bu nedenle, zor da olsa devleti geliştirip, tanıtmak için de Türkiye’nin desteğiyle çalışacaklarını kaydetti.
KKTC’nin eğitim ve turizm yanında Türkiye’den gelen suyla güçlü bir devlet olduğunu ifade eden Tatar, ABD’nin Rumlara ailah ambargosunu kaldırmasını eleştirdi ve silahlanmanın kimseye faydasının olmayacağını söyledi.
Tatar, Kıbrıs’ta tarafların ancak konuşarak doğru noktaya, geleceğe yönelik adımlar atabileceğini belirterek, KKTC’nin, Türkiye, Türk dünyası ve kendi hak ve çıkarlarının korunmasında çok önemli bir statüye geldiğini ifade eden Tatar, bunun korunmasının önemine işaret etti.
Cumhurbaşkanı Tatar, Bursa Uludağ Üniversitesi de Fahri doktora payesi için teşekkür etti.

-Basına açıklama

Konferans sonrası yerel basına açıklamalarda bulunan Tatar, doktora tevcihi ve ağırlamaya teşekkür etti. Kıbrıs Türk halkının Türk milletinin kopmaz parçası olduğunu ifade eden Tatar, Kıbrıs Türk halkının egemen eşitlik temelinde, eşit uluslararası statüye dayanan kendi kendini yöneteceği bir yeni siyaset yürüttüğünü söyledi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Kıbrıs Türk halkına yönelik ambargo ve izolasyonların kaldırılması çağrısının önemine dikkat çeken Tatar, Kıbrıs Türk halkı ve Türkiye’nin bölgedeki hak ve menfaatlerini korumak için mücadele verdiklerini belirtti.
Kıbrısta caydırıcı güç Türk askerinin varlığı ve garantörlüğü olduğuna işaret eden Tatar, KKTC’nin yaşamasının Türk dünyası açısından da önemli olduğunu söyledi.
“Türk devletler teşkilatının çatısı altında KKTC’nin de var olması gerekmektedir” diyen Tatar, KKTC’nin yaşaması için Türkiye’nin elinden geleni yaptığını, Türk dünyasının da buna destek vermesi gerektiğini ve bu yönde olumlu adımlar atılacağına inandığını kaydetti.
Turizm faaliyetlerinin arttığı ve Covid’in de geride kaldığı bugünlerde Bursa halkını KKTC’ye beklediklerini ifade eden Tatar, gençlerin de karşılıklı eğitim almasının kendilerini mutlu ettiğini söyledi.
Soruları da yanıtlayan Tatar, Rum yönetimine silah ambargosunun kaldırılması ve Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun açıklamalarının hatırlatılması üzerine Çavuşoğlu’na destek açıklamasından dolayı teşekkür etti.

Continue Reading

GÜNDEM

Unutulmaya yüz tutmuş geleneksel el sanatları canlandırılıyor

Published

on

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde (KKTC) kadınlar, unutulmaya yüz tutmuş el sanatlarından zembil (hasırdan örülmüş kulplu torba) örme, ahşap baskı ve ebru kurslarına katılarak, bunların gelecek nesillere aktarılmasını hedefliyor.

Lefkoşa Yunus Emre Enstitüsü (YEE), KKTC Kültür Dairesi, Lefke Belediyesi ve Lefke Yardım ve Halk Derneği iş birliğiyle düzenlenen projeye, Lefkoşa ve Lefke bölgelerinden 18 kadın katılıyor.

Lefkoşa YEE’de gerçekleştirilen projenin atölye çalışmaları kısmında, KKTC’nin kültürel kodlarını ortaya çıkaran geleneksel el sanatları ile modern sanat unsurlarının birleştirilerek çok sayıda eserin ortaya çıkarılması hedefleniyor.

Proje sayesinde KKTC’de yaşayan kadınların sanat eğitimi alması, geleneksel sanatlar arasında yer alan “zembil örme” sanatının yeniden hayat bulması ve aldıkları bu kurslar vasıtasıyla kadınların üretim hayatının bir parçası olması da bekleniyor.

KKTC’de Lefke bölgesindeki hurma ağaçlarının yapraklarının örülmesiyle zembil denilen sepet ve küfeler yapılıyor. Kıbrıs’ta daha önce sevilerek kullanılan, yumuşak ve sağlam araçların başında gelen zembil, hurma dalından örüldüğü için hafif oluyor. Eskiden zengin ve varlıklı kesiminin de zembili tercih ettiği belirtiliyor.

Zembillere kullanılış amaçlarına göre alışveriş zembili, tohum zembili, balıkçı zembili ve hurma zembili gibi farklı isimler de veriliyor.

Poşetlerin yerini aldığı zembilin yapımı terk edilmiş bir el sanatı olarak biliniyor. Proje nihayetinde, üretilen eserlerin kamuoyuyla paylaşılacağı ve ziyaretçilerin beğenisine sunulacağı bir serginin açılması da planlanıyor.

Proje Koordinatörü Esin Sevgin proje ile 3 kadim sanatın birleştiğini söyleyerek, “Zembile geleneksel dokunuşlar yapıyoruz. Ahşap baskı sanatı da KKTC’nin 1970’lerden sonra unutulmuş bir sanatıdır. Projeye katılanların öğretmen olması da bu geleneksel sanatların başkalarına öğretilmesi açısından önemli.” dedi. Sevgin, zembilin tanıtımının yanı sıra kadınların yaptıkları ürünlerin satılacak olmasının da katılanlara katkı sağlayacağını belirtti.

Lefke Belediye Başkanı Aziz Kaya, hurmanın Lefke bölgesinin sembollerinden biri olduğuna dikkati çekerek, bölgede uzun süre madencilik yapıldığını, madenin yer altından çıkarılması için hurma ağacından yapılan zembillerin kullanıldığını anımsattı.

Kaya, proje ile hurmadan zembil yapılabilmesi için kadınların eğitim aldığını ve ortaya konulan iş birliğinden memnun olduklarını ifade etti.

– “Zembil, Kıbrıs Türklerinin geçmişi ve Anadolu’da da hakim olan bir üründü”

Lefkoşa YEE Koordinatörü Abdullah Aktaş, YEE’nin bulunduğu ülkelerin kültürü ile Türkiye arasında kültürel bağ kurmaya çalıştıklarını, KKTC’deki faaliyetlerinin 2015’te başladığını söyledi.

Aktaş, “Faaliyet gösterdiğimiz ülkelerde var olan kültürel değerleri de ortaya çıkarmak için uğraşıyoruz, mümkünse ülkeler arasında bu değerlerin bilinirliğini artırmaya gayret ediyoruz. Bu noktada zembil de Kıbrıs Türklerinin geçmişinde ve Anadolu’da da hakim olan bir üründü. Zembil KKTC için çok değerli bir ürün, özellikle Lefke’de bu ürünün yapımı için hurma ağaçlarının dikildiğini görüyoruz. Biz de onu modern hayata kazandırmanın gayreti içerisindeyiz.” dedi.

Lefke Yardım ve Halk Derneği Başkanı Emel Yılmaz, kadınların 3 geleneksel sanatı öğrenmesinin önemine ve bunları gelecek nesillere taşıma arzularına dikkatini çekti.

Yılmaz, projeye katılan kadınların üretmeleri ve ev ekonomisine de sürdürülebilir katkı sağlamalarının hedeflerinin arasında olduğunu kaydetti.

Continue Reading

Facebook