Connect with us

GÜNDEM

Bu kabineden hiçbir hayır gelmez!

Published

on

Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) Genel Başkanı Tufan Erhürman, bu yöntemle göreve gelen kabineden hiçbir hayır gelmeyeceğini vurguladı.

Böyle bir tuhaflığın dünyanın hiçbir yerinde görülemeyeceğinin altını çizen Erhürman, söz konusu zihniyetin demokrasiyle ilgili vizyonlarının da buraya kadar olduğunu belirtti. Kurulan hükümetin meşruiyet sorununun olduğunu yineleyen Erhürman, meşru olmayan bir hükümete nasıl muhalefet yapılırsa, öyle muhalefet yapacaklarını kaydetti. Kıbrıs Genç TV’de Nazar Erişkin’in sorularını yanıtlayan CTP Genel Başkanı Tufan Erhürman, bu memlekette siyasetin mahkemede yapılmadığını ifade etti.

 

Bu oyunun kazananı yoktur

Hükümet kurma görevinin kendilerine verilmesi tartışması varken, diğer taraftan hükümetin zaten kurulmuş olduğunu vurgulayan Erhürman, UBP-DP-YDP hükümetinin zaten hazırda olduğunu ifade etti. Bu bir oyunsa, bunun bir kazananının olmadığını belirten Erhürman, “Burada UBP kaybetti. Kıbrıs Türk siyasi tarihinde çok önemli bir kayıp yaşıyoruz. Sandalye oyunu gibi bu işler” diye konuştu. Karşılarındaki zihniyetin ne yapacağının değil, ne olacağının önemli olduğuna dikkat çeken Erhürman, “Kimin ne olduğu, kimin müsteşar olacağı tartışılıyordur muhtemelen” dedi. Sayın Faiz Sucuoğlu’nun, Sunat Atun’u görevden ‘aldıramadığını’ hatırlatan Erhürman, Sayın Olgun Amcaoğlu’nun Maliye Bakanlığı’ndaki kısa süresinde yaptığı eleştirileri anımsattı.

“Böyle bir tuhaflık hiçbir yerde görülmez”

Erhürman, “Sayın Olgun Amcaoğlu, KIBTEK’teki sorunlar mali değil, idaridir demişti. Zam yapılması ekonomik akla aykırıdır dedi. Yakıt değişim ücreti suçtur dedi. Hukuka aykırıdır bu yapılan demişti. Bizim söylediklerimizin bir buçuk kat fazlasını eleştirdi. Şimdi Olgun Bey de Sunat Bey de kabinede” diye konuştu. Kurulan hükümetten hiçbir ‘hayır’ beklemediğine dikkat çeken Erhürman, bu yöntemle göreve gelen kabineden hayır gelmeyeceğinin altını çizdi. Erhürman, UBP Genel Başkanı’nın, Sayın Sunat Atun’u görevden alamadığı için istifa etmek zorunda kaldığını kaydetti. Tüm bunlara rağmen Sayın Sucuoğlu hâlâ parti başkanıyken Sayın Sunat Atun’un kabineye girdiğini ifade eden Erhürman, böyle bir tuhaflığın hiçbir yerde görülemeyeceğini vurguladı.

 

“Demokrasiyle ilgili vizyonları buraya kadar”

Hiçbir UBP’linin de yaşananları normal karşılamadığını kaydeden Erhürman, UBP’ye oy veren insanların da yaşananları kabul edemediğini dile getirdi. Faiz Bey’in, kurultay iradesine sahip çıkmak gibi meselesi olmadığını belirten Erhürman, “Kişisel bir inat ettim sonra geri çekildim diyor. Siz kurultayınızın iradesine sahip çıkmadınız. Size oy verenlerin iradesine sahip çıkmadınız” dedi. Erhürman, söz konusu zihniyetin demokrasiyle ilgili, varoluş mücadelesiyle ilgili vizyonlarının buraya kadar olduğunu vurguladı. Erhürman, “Halk çok net olarak bir şeyi görsün. Her şey aşikar yaşandı. Bu saatten sonra herkes buna bakacak ve karar verecek. Bugüne kadar müdahale var mı yok mu hep tartışıldı. Tahsin bey bu açıklamaları bitirdi. Türkiye Cumhuriyeti Sayın Sucuoğlu ile çalışmak istemiyor dedi. Yalanlanmadı ve bitti. Müdahale vardır” dedi.

“Kurulan hükümetin meşruiyet sorunu var”

Kurulan hükümetin meşruiyet sorunu olduğunu dile getiren Erhürman, kurulan hükümetin gerekçesinin de demokratik bir gerekçe olmadığını kaydetti. Hükümet oldukları dönemde kabine listesine Türkiye ile paylaşmanın akıllarına bile gelmediğine vurgu yapan Erhürman, “Normal prosedürde aklınıza gelir mi? Bizden sonra Sayın Ersin Tatar ile başladı kabine listeleri elçiliğe gönderiliyor. Sürekli olarak UBP milletvekilleri orası üzerinden buradaki siyaseti dizayn etmeye çalışıyor” diye konuştu. “Buradaki müdahale, kendilerinin zeminini hazırladıkları bir şey” diye konuşan Erhürman, doğru zeminde iyi ilişkilerin önemine işaret etti. Yaşananları normalleştirmeyeceklerini belirten Erhürman, kendi gözlerinde bu hükümetin meşru bir hükümet olmadığını dile getirdi.

 

“Meşru olmayan hükümetin önünde ‘dikensiz gül bahçesi yok'”

Bu saatten sonra, bu hükümet meşruymuş gibi bir muhalefet sergilemeyeceklerini belirten Erhürman, meşru kabul edilmeyen bir hükümete muhalefet nasıl yapılırsa, öyle muhalefet yapacaklarını vurguladı. Türkiye Cumhuriyeti ile imzalanan protokolle ilgili de konuşan Erhürman, “Belli ki TC, Sayın Faiz Sucuoğlu görevde olduğu süre içinde göndermeme gibi bir tavır geliştirdi. Ünal Bey güven oyu aldıktan sonra gelecek. Biz de içinde ne yazdığını göreceğiz” diye konuştu. Meşru olmayan hükümetin önünde ‘dikensiz gül bahçesi’ olmadığının altını çizen Erhürman, söz konusu hükümetin ülkeyi, dikenli bir yola sürükleyeceğini vurguladı. Erhürman, “Beni hiç ilgilendirmez bu kabinede kimlerin olduğu. Bu hükümet gayrı meşrudur. Ben bu yapıya hayırlı olsun demeyeceğim” diye konuştu.

 

“Başkanlık sistemi olsun diyen birçok kişi ezbere konuşuyor”

Erhürman ayrıca, artık bu kabinenin Ünal Bey’in kabinesi olmadığını da kaydetti. Başkanlık sistemi olsun diyen birçok kişinin ezbere konuştuğuna dikkat çeken Erhürman, “Başkanlık sistemine dair iki paragraf okumadan konuşuyorlar” dedi. Son dönemde yaşananların başkanlık sisteminde yaşansaydı, bunun sonucunda ne olacağını soran Erhürman, bugün Türkiye Cumhuriyeti’nde başkanlık sistemi olmasına rağmen koalisyon olduğunu hatırlattı. Başkanlık sistemine geçmenin çok ciddi bir Anayasa değişikliği gerektirdiğine dikkat çeken Erhürman, referanduma gidilmesini de gerektirdiğini ifade etti. Erken seçime kesin gözüyle bakan Erhürman, “Yerel seçim de öyle ya da böyle olacak. Erken seçimden başka çare yok” dedi.

“Bu memlekette siyaset, mahkemede yapılmaz”

Yüksek Mahkeme’ye çağrıda bulunan Tufan Erhürman, “İki şey netleşsin. Çok iyi anlıyorum Yüksek Mahkememizi ama artık Yüksek Mahkeme hiçbir organa bırakmasın seçim tarihini. Dört yılda bir seçim yapılır diyor Anayasa. O zaman çıkacak YSK hiç karar beklemeksizin ve duyuracak. Bu zihniyetin Anayasa’yı ihlal konusunda nasıl davrandığı ortada” dedi. Bu memlekette siyasetin mahkemede yapılmadığını vurgulayan Erhürman, siyasetin fikirlerle ve görüşlerle yapıldığını ifade etti. Bu ülkenin sağa oy vereninin de sola oy vereninin de meyhanede de kahvede de buluştuğunun altını çizen Erhürman, kimsenin bunu bozamadığını, bundan sonra da bozamayacağını vurguladı. Erhürman, “Boşuna uğraşmasınlar. Bunun bozulmasına izin vermeyiz. Makamlarda oturanlar her zaman bilecekler ki makamda oturuyorsanız size gelen eleştiriye tahammül edeceksiniz. Siyasete girdim gireli duymadığım şey kalmadı. Madem ki girdiniz, demokrasi sizin tahammüllü olmanızı gerektirir” diye konuştu.

Advertisement
Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

GÜNDEM

Işık Kitabevi Haftanın İlgi Gören-Okunan Kitapları (29 Kasım – 6 Aralık)

Published

on

Haftanın İlgi Gören – Okunan Kıbrıs Kitapları:

  • Barış Mezarlığı (Rumca – Türkçe) – Niyazi Kızılyürek – Işık Kitabevi Yayınları
  • Crans Montana – Makarios Druşotis – Galeri Kültür Yayınları
  • Bir Sır Adam- 1955/1974 Döneminin Saklı Tarihi – İlter Kırmızı – Eser Sahibinin Kendi Yayını
  • Gındırık – Şöhret Başaran Howells – Işık Kitabevi Yayınları
  • Güçük Prens – Kıbrıs Türkçesi – Antoine de Saint-Exupery – Eser Sahibinin Kendi Yayını

 

Haftanın İlgi Gören – Okunan Dünya Kitapları:

  • Kırmızı Pelerin – Gülseren Budayıcıoğlu – Doğan Kitapçılık
  • Sırça Köşk – Sabahattin Ali – Can Yayınları
  • Fareler ve İnsanlar – John Steinbeck – Sel Yayıncılık
  • Kaplanın Sırtında – İstibdat ve Hürriyet – Zülfü Livaneli – İnkılâp Kitabevi
  • Sineklerin Tanrısı – William Golding – Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları

Continue Reading

GÜNDEM

Lavrov, ABD’nin Suriye’nin kuzeyinde “böl ve yönet” taktiği uyguladığını belirtti

Published

on

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, ABD’nin, Suriye’nin kuzeyindeki terör örgütü PKK/YPG’yi desteklediğini ve bağımsız bir Kürt devleti kurulmasını istediğini belirterek, “Bu, Amerikalıların uzun zamandır benimsediği ‘böl ve yönet’ çizgisidir.” dedi.
Lavrov, katıldığı Primakov Okumaları Uluslararası Forumu’nda güncel konulara ilişkin açıklamalarda bulundu. Suriye meselesine değinen Lavrov, “Suriye, jeopolitik siyasi oyunların kurbanı kalmaya devam ediyor. Bu, Arap Baharı ile 2011’de başladı ve böyle devam etti.” diye konuştu. Lavrov, Suriye’de yabancı devletlere ait silahlı güçlerin bulunduğuna dikkati çekerek şunları söyledi: “Bunların arasında Suriye yönetiminin davet ettiği ve davet etmediği güçler de yer alıyor.

Türkiye ve Suriye arasındaki özel ilişkilerin tarihi ve İran’ın Suriye’deki etkisi dikkate alındığında, sahadaki durumu gerçekten etkileyenlerin birleşmesi, Esed (Suriye’deki rejimin lideri) ve hükümeti ile konuşması gerektiği kanaatinde idik. Böylece Rusya, Türkiye ve İran’dan oluşan Astana üçlüsü kuruldu.” – Türkiye ile Rusya arasındaki anlaşmalar Türkiye ile Rusya arasında İdlib Gerginliği Azaltma Bölgesi’nin varlığına yönelik anlaşmanın sürdüğünü hatırlatan Lavrov, burada Şam yönetimiyle diyaloğa açık olan muhaliflerle terör unsurlarının ayrılması gerektiğini, bu hususta Rus ve Türk devlet başkanlarının anlaşmaları olduğunu ifade etti. Lazkiye-Halep M4 otoyolu üzerindeki blokajın kaldırılması, ortak devriyelerin yapılması konusundaki anlaşmaların daha önce yapıldığına dikkati çeken Lavrov, söz konusu anlaşmaların şimdilik tamamının uygulanmadığını savundu. Lavrov, “Türk meslektaşlarımız da bunu kabul ediyor ve zorlukların üstesinden gelineceğine dair taahhütlerde bulunuyor.” ifadesini kullandı.

– Suriye’nin kuzeyinde ABD’nin etkisi Türk yetkililerinin Suriye’nin kuzeydoğusu konusundaki anlaşmaları hatırlattığına dikkati çeken Lavrov, bu bölgede Suriye Demokratik Güçleri ve YPG’nin Türkiye tarafından düşman ve terör örgütü olarak kabul edildiğini hatırlattı. Lavrov, “Bu yapılar, Amerikan birliklerinin esas olarak Fırat’ın doğu yakasında yasa dışı bulunması çerçevesinde ABD’nin himayesinden yararlandıkları gerçeğinde birleşiyor.” dedi. Suriye’de el-Tanf bölgesindeki duruma da değinen Lavrov, “Burada, vaatlere rağmen yasa dışı olarak 50 kilometrelik çapta el-Tanf bölgesi bulunuyor. Bu bölgede nelerin olup bittiğini kimse bilmiyor. Verilerimize göre teröristler, Rukban ve Hol kamplarında olduğu gibi burada da kendilerini iyi hissediyor.” şeklinde konuştu. Lavrov, ABD’nin Suriye’deki terör örgütü PKK/YPG’yi desteklediğine işaret ederek, “Amerikalıların, burada Kürt ayrılıkçılığını desteklemesi Türkiye’yi de endişelendiriyor. Bu, Kürtlerin azınlık olarak bulunduğu diğer ülkeleri de endişelendiriyor.

Çünkü Kürt sorunu çok tehlikelidir.” değerlendirmesinde bulundu. Suriye rejimi ile PKK/YPG arasında diyaloğun sağlanmasından yana olduklarını dile getiren Lavrov, “Bu oluşumların, aşırılıkçılığı güden kışkırtıcı eylemleri benimsemekten vazgeçmesi gerektiğini” vurguladı. ABD’nin ise bunu engellediğinin altını çizen Lavrov, şunları kaydetti: “Amerikalılar, Kürtleri bundan vazgeçiriyor. Amerikalılar, Rusya’nın bölünmesinden yana oldukları gibi, Kürtlerin bağımsız bir devlet kurmaları için koparılmasından da yana. Bu, Amerikalıların uzun zamandır benimsediği ‘böl ve yönet’ çizgisidir. Onlar, Suriye Demokratik Güçleri’nin Kürt liderlerini Şam ile diyalog kurmalarından vazgeçiriyorlar. Maalesef, bu Kürt oluşumlar, Amerikalıların güvenli ortak olduğuna inanıyor.” – Astana üçlüsünün pozisyonu Astana üçlüsü olarak Suriye’nin toprak bütünlüğünü bozacak unsurlara karşı sert şekilde müdahale edeceklerini belirten Lavrov, “Bu bağlamda, Türkiye ile Suriye arasında yapılan ve geçerliliğini koruyan Adana Anlaşması kapsamında, Türkiye’nin endişelerinin dikkate alınması doğrultusunda, bu iki ülkenin diyaloğu yeniden sağlaması yoluyla sınırda güvenliğin sağlanması ile ilgili sorunları çözmesinden yanayız. Görünüşe göre bunun için ön koşullar oluşuyor.” diye konuştu.

Continue Reading

GÜNDEM

Rusya Devlet Başkanı Putin: Nükleer savaş tehdidi büyüyor

Published

on

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, dünyada nükleer savaş tehdidinin arttığını ifade ederek, Rusya’nın nükleer silah kullanan ilk taraf olmayacağını vurguladı.

Rusya İnsan Hakları Konseyi toplantısında konuşan Rusya Devlet Başkanı Putin, Donbass sakinlerinin haklarının 8 yıl boyunca sözde uluslararası toplum tarafından tümüyle görmezden gelindiğini ve Donbass’taki durumun bazı uluslararası insan hakları kuruluşlarının görevlerini yerine getirecek kapasitede olmadığını gösterdiğini belirterek bu alandaki kuruluşların Rusya’ya yönelik önyargılı yaklaşımını eleştirdi.

“Özel askeri harekat başladıktan hemen sonra BM İnsan Hakları Konseyi, Avrupa Konseyi, diğer sözde insan hakları savunucusu kuruluşlar aniden ‘gözlerini açtı’ ve kendi utanmaz ideolojik önyargısını sergilemeye, hastalıklı kafalar yerine sağlıklı kesimleri suçlamaya başladı. Tüm bunlar, bu yapıların tüzükte belirlenen görevlerini yerine getirecek kapasitede olmadıklarını ifade ediyordu” diyen Putin, Rusya’nın kendisine yönelik aleni önyargılı tutum nedeniyle bu kuruluşların bazılarındaki üyeliğini askıya aldığını anımsattı.

Rusya ve yurtdışında geniş yelpazedeki sivil toplum kuruluşlarıyla çalışan bir kurum olarak Rusya İnsan Hakları Konseyi’nin insan haklarıyla ilgili sorunların ele alındığı etkili bir uluslararası platform görevi görebileceğini kaydeden Putin, “Mevcut yaklaşımlar etraflı şekilde analiz edilmeli, zira bunlar iyi olmaktan uzak, tamamen farklı hedeflere ulaşmak için kullanılmaya başlandı. Özellikle de, insan hakları doktrininin devletlerin egemenliğini yok etmek, Batı’nın siyasi, mali, ekonomik ve ideolojik tahakkümünü meşru kılmak için kullanıldığını görüyoruz” ifadelerini kullandı.

“YENİ BÖLGELERİN KATILIMI RUSYA İÇİN ÖNEMLİ BİR SONUÇ, AZAK DENİZİ İÇ DENİZ HALE GELDİ”

Ukrayna ve Donbass’ta düzenlenen özel askeri harekatın belki uzun bir süreç olduğunu ancak yeni bölgelerin katılımının Rusya için önemli bir sonuç olduğunu kaydeden Putin, Azak Denizi’nin de iç deniz haline geldiğine dikkat çekti.

“EK SEFERBERLİKLE İLGİLİ AÇIKLAMALAR ANLAMSIZ, BUNA İHTİYAÇ YOK”

Rusya’da gerçekleştirilen kısmi seferberlik kapsamında silah altına alınan 300 bin kişiden 150 bin kişinin birliklerde, onların 77 bininin muharip birliklerde ve cephede olduğunu anlatan Putin, Rusya’dan ek seferberlik yapılacağına dair söylemlerin anlamsız olduğunu, şu anda buna ihtiyaç duyulmadığını vurguladı.

Putin, geriye kalan 150 bin askerin poligonlarda veya eğitim merkezlerinde talimlere devam ettiğine dikkat çekerek onların bir nevi yedek muharip güç olarak tutulduğunu belirtti.

“RUSYA TÜM MEVCUT ARAÇLARLA KENDİSİNİ KORUMAYA HAZIR, KİMSE BAŞKA BİR ŞEY BEKLEMESİN”

Batı’daki bazı kesimlerin Rusya’yı var olma hakkı bulunmayan ikinci sınıf bir ülke olarak gördüğünü, Batılı insan hakları kuruluşlarının insan hakları için mücadele etmek değil, Rusya’nın politikalarına nüfuz etmek amacıyla kurulduğunu söyleyen Putin, “Buna karşı tek bir cevabımız olabilir; ulusal çıkarlarımız için tutarlı şekilde mücadele edeceğiz. Kimse başka bir şey beklemesin. Evet, bunu farklı yöntemlerle ve araçlarla yapacağız. En başta elbette barışçıl yollara odaklanacağız. Fakat başka seçenek kalmazsa elimizdeki tüm araçlarla kendimizi savunacağız” uyarısında bulundu.

“HAREKAT BÖLGESİNDE RUS ASKERLER ARASINDA KİTLESEL BOYUTTA FİRAR YAŞANMIYOR”

Özel harekat bölgesindeki Rus askerlerin kitleler halinde mevzilerden kaçtığına, firar ettiğine, bu tür askerler için kamplar kurulduğuna dair iddiaları yalanlayan Putin, tüm bunların uydurma, yalan haber olduğunu, hiçbir dayanağı bulunmadığını vurguladı.

“NÜKLEER SAVAŞ TEHDİDİ ARTIYOR, NÜKLEER SİLAH KULLANAN İLK TARAF OLMAYACAĞIZ”

Dünyada nükleer savaş tehdidinin arttığını belirten Putin, Rusya’nın hiçbir halükarda nükleer silah kullanan ilk taraf olmayacağını vurguladı.

Rusya’nın nükleer kuvvetlerinin dünyanın herhangi bir ülkesinden çok daha gelişmiş olduğunu belirten Putin, Rusya’nın nükleer silahlarını ustura gibi sallama niyetinde olmadığını ancak onları dizginleyici faktör olarak gördüğünü ifade etti.

Putin, “Biz aklımızı yitirmedik, nükleer silahların ne olduğunun farkındayız. Bu araçlara sahibiz ve bunlar diğer tüm nükleer ülkelerden daha gelişmiş ve daha modern seviyede. Bugün için bu, açık bir gerçek. Bu silahları tüm dünyaya bir ustura gibi sallama niyetinde değiliz. Nükleer silaha sahip olmak, çatışmaların genişlemesini provoke eden değil, dizginleyen bir faktör” ifadelerini kullandı.

Rusya’nın hiçbir halükarda nükleer silah kullanan ilk taraf olmayacağını ve bunun ikinci kullanan olmayacağı anlamına geldiğini de belirten Putin, zira Rusya topraklarına nükleer saldırısı düzenlenmesi durumunda Rus ordusunun nükleer silah kullanma imkanının son derece kısıtlanacağını anlattı.

Rusya lideri, “Bununla birlikte, savunma araçlarını kullanma stratejimiz var. Buna göre savunma için kitle imha silahlarını, nükleer silahları göz önünde bulunduruyoruz, tüm bunlar sözde misilleme saldırısı için ayarlandı, yani bizi vurduklarında karşılık vereceğiz” diye ekledi.

“ESKİ İNGİLTERE BAŞBAKANI TRUSS’IN AKSİNE RUSYA NÜKLEER SİLAH KULLANMA OLASILIĞINDAN BAHSETMEDİ”

Eski İngiltere Başbakanı Liz Truss’ın aksine Rusya’nın nükleer silah kullanma olasılığından hiçbir zaman bahsetmediğine dikkat çeken Putin şöyle devam etti:

“Eski İngiltere Başbakanı, bunu yapmaya hazır olduğunu kamuoyu önünde söyledi. Buna cevaben ben de bazı hususları vurgulamak durumunda kaldım. Kimse Truss’ın sözlerini dikkate almadı ancak bizim söylediklerimizi hemen köpürtüyorlar ve bunları kullanarak tüm dünyayı korkutuyorlar.”

“ABD AVRUPA’YA NÜKLEER SİLAH KONUŞLANDIRDI, RUSYA BU TÜR SİLAHLARI KİMSEYE VERMİYOR”

ABD’nin Avrupa kıtasına çok sayıda taktik nükleer silah konuşlandırdığını söyleyen Putin, “Biz, kendi nükleer silahımızı kimseye vermedik ve vermiyoruz. Ancak doğal olarak, gerektiğinde müttefiklerimizi elimizdeki tüm araçlarla koruyacağız” dedi.

“POLONYA’DAKİ AŞIRI MİLLİYETÇİLER, UKRAYNA’NIN BATISINI GERİ ALMAYI ARZULUYOR”

Polonya hükümetinin Ukrayna konusundaki tutumuna değinen Rusya lideri şöyle konuştu: “Polonya’daki aşırı milliyetçi çevreler sözde tarihi topraklarını geri almanın hayalini kuruyor. Yani Ukrayna’nın İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra İosef Stalin’in kararları sonucunda aldığı batı bölgelerini almanın. Bunu edebiyat eserlerinde, analizlerinde, açıklamalarında bile görüyoruz. Eninde sonunda mesele oraya varacak. Bundan hiç şüphe duymuyorum.”

Putin, mevcut koşullarda bugün sınırlar dahilinde Ukrayna’nın toprak bütünlüğünün ve egemenliğinin tek gerçek garantörünün Rusya olabileceğini, zira Ukrayna’nın bu toprakları İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra almasını sağlayanın bizzat Rusya olduğunu ifade etti.

Continue Reading

Facebook