Connect with us

GÜNDEM

Amcaoğlu, dövize endeksli muhasebe sistemine geçiş söylemini hayalcilik olarak niteledi

Published

on

Cumhuriyet Meclisi Genel Kurulu toplantısı güncel konuşmalarla devam ediyor. Toplantıda, Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) Milletvekili Erkut Şahali, dövize endeksli muhasebe sisteminin uygulanmasının ertelenemez bir ihtiyaç olduğunu söyledi; Ekonomi ve Enerji Bakanı Olgun Amca ise bunu “hayalcilik” olarak niteledi.

Cumhuriyet Meclisi Genel Kurulu toplantısında, milletvekillerinin güncel konuşma istemlerine yer veriliyor.

Bu çerçevede, “Döviz Krizi mi, Döviz Gerçeği mi? Artık Karar Vermek Lazım” konulu güncel konuşma istemi ile söz alan CTP Milletvekili Erkut Şahali, hükümeti gerçekçi olmayan politikalarla günü kurtarmaya çalışmakla eleştirdi.

– Şahali: “Türk Lirası kullanımı nedeniyle öngörülebilir bir ortam imkansız”

Dünkü Meclis oturumunda kabul edilen 6 milyar 40 milyon TL’lik ek bütçenin dünden bugüne değer kaybettiğini söyleyen Şahali, önceki hükümet döneminde yapılan genel bütçenin on beş günde yüzde 25 değer kaybettiğini hatırlattı.

“Önceki hükümet bütçeyi Meclis’e getirdiğinde 1 milyarlık Euro’ya denkti. On beş günde 750 milyon TL’ye gerilemişti” diyen Şahali, Türk Lirası kullanımından kaynaklandığını ifade ettiği zararlara değindi.

Türk Lirası kullanımı nedeniyle öngörülebilir bir ortam olmasının imkansız olduğunu anlatan Erkut Şahali, dövize endeksli muhasebe sisteminin uygulanmasının ertelenemez bir ihtiyaç olduğunu ifade etti.

Ülkede insanların tüm harcamalarını döviz karşılığı olarak TL cinsinden yaptığını ve Türkiye’den ithal edilen sakızın bile dolar olarak ithal edildiğini kaydeden Şahali, “Bu ülkede aklıyla düşünebilen insanlara hitap ediyoruz. Bu ülkede her hanede bir yangın vardır. Hiç kimse alıştığı hayat standardını koruyabilecek durumda değildir. Bu TL ile ilgili uygulanan politika nedeniyle yaşanıyor” diye konuştu.

-“Hane halkı fakirleşirken devlet hazinesinin gelirleri arttı… Maliye döviz topluyor”

Hane halkı fakirleşirken Devlet hazinesinin gelirlerinin arttığını da söyleyen Şahali, “Maliye kendi kendini dövizden kaynaklanan sebeplerden finanse ederken, hane halkı kendi kendini dövizden kaynaklanan sebeplerden finanse edemiyor. Çünkü biz TL kazanıyor ve döviz harcıyoruz, Maliye döviz topluyor” dedi.

Şahali, “kendini çelik zanneden kumdan kale” olarak nitelediği hükümetin gelir vergisini daha yaygın hale getirecek bir çabası olmayacağına inanç belirterek, “Bu ülkede dövize endeksli muhasebe sisteminin uygulanması ertelenemez bir ihtiyaçtır. Bunu dinlemeyen her bir kulak kendi halkına sağırdır” ifadelerini kullandı.

Şahali, sosyal medyada gördüğü “Eskiden işe gidip gelebilmek için benzin parası ödüyorduk, şimdi benzin parası için işe gidip geliyoruz” iletisini paylaşan Şahali, insanların geçinemediğine işaret etti.

– “Bakanın bulunduğu bir ortamda konuk bakan, KKTC yurttaşlığı sözü veriyor”

Ülkede ciddi bir irade ve demokrasi sorunu yaşandığını da öne süren Şahali, Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun Lapta ziyareti sırasında Türkiye vatandaşlarının KKTC yurttaşlığı alma konusunda yaşadıkları sıkıntıların çözülmesi gerektiği yönündeki ifadelerini “Bir ülkenin kendini var eden temel uygulamalarından biri yurttaşlık uygulamalarıdır. Ama bakanın bulunduğu bir ortamda konuk bakan, KKTC yurttaşlığı sözü veriyor” sözleri ile eleştirdi.

Ulusal Birlik Partisi (UBP) Milletvekili Emrah Yeşilırmak, yerinden söz alarak, CTP Milletvekili Erkut Şahali’den, “başka bir para birimine endekslenmiş muhasebe sistemini” açmasını istedi.

Şahali ise bunun dünyada örnekleri olduğunu söyleyerek, “Devletin gelir araçları harçlardır, gümrük vergisi gelirleri vardır, fon gelirleri vardır. Giderleri maaş ve benzeri ödemelerdir, onun dışındakiler çok küçük kalemlerdir. Devletin gelirleri dövize endekslidir. Mesele iradeden geçer. Bu iş hemen devreye alınabilir. Ama mesele TL kullanımını azaltmaya dair endişeyse sizin derdiniz halk değil demektir” yanıtını verdi.

– “Politikasına yön verebileceğimiz bir para birimimiz yok”

Ekonomi ve Enerji Bakanı Olgun Amcaoğlu da yerinden Şahali’ye soru yöneltti. Amcaoğlu, dövize endeksli muhasebe sistemine geçiş söylemini “hayalcilik” olarak niteleyerek, “Resmi para birimimizi mi değiştireceğiz?” diye sordu.

Bunun üzerine Şahali, “Bizim resmi para birimimiz yoktur. Politikasına yön verebileceğimiz bir para birimimiz yok. KKTC’nin TL’ye mesafesi Sterlin’e, Euro’ya ve Dolar’a mesafesi kadardır. Sizin Euro ile ilgili bir politika üretme şansınız olmadığı gibi TL ile ilgili de yoktur” diyerek, Euro’nun resmi para birimi olarak değil, muhasebe birimi olarak kullanılmasını savunduklarını anlattı.

-Öztürkler: “Yasal olmayan kişilere vatandaşlık verilecek gibi bir söylemimiz yok”

CTP Milletvekili Erkut Şahali’nin ardından İçişleri Bakanı Ziya Öztürkler kürsüye çıkarak, Şahali’nin Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun KKTC yurttaşlığı konusundaki söylemlerine yönelttiği eleştirilere yanıt verdi.

Öztürkler, Lapta’daki 1 buçuk saat süren toplantıda, bir kişinin “14 yıla yakındır ülkede olduğunu, çalışma izinlerinin olduğunu ama bürokratik sıkıntılarla karşılaştığını ve dosyalarının kaybolduğunu” söylemesi üzene yasal hakları olan kişilere, sosyal ve ekonomik süreçlerini tamamlamışsa vatandaşlık hakkını vereceklerini ilettiklerini anlattı.

“Yaklaşık 1 aydır İçişleri Bakanı olarak görevdeyim. Çok okuyor, pek çok dosya inceliyorum. CTP’den 5 arkadaşın bakanlık yaptığını gördüm. Yasal süreçlerini tamamlayan kişilere CTP’li bakanların da yardımcı olduğunu gördüm. Bizim de yaptığımız uygulama bu şekilde. Yasal olmayan kişilere vatandaşlık verilecek gibi bir söylemimiz yok” diyen Öztürkler, “Vatandaşlıkların kolaylaştırılacağı konusunda size bir telkin oldu mu?” sorusuna telkin olmadığı yanıtını verdi.

– Gardiyanoğlu: “Kimsenin kimseye hakaret etmeye hakkı yok”

Ulusal Birlik Partisi Lefkoşa Milletvekili Sadık Gardiyanoğlu ise “Protokoller ve Yasalar” konulu güncel konuşma yaptı.

e-devlet konusunun ivediliğinin oy birliği ile alındığını ve komitede görüşüleceğini belirten Gardiyanoğlu, on bir yıldır gündemde olan konunun yasasının hala geçmemiş olmasını eleştirdi.

“Üzüldüğüm bir nokta var. Bizden önce komitelerde görev alan hiçbir milletvekili ‘noldu bu?’ diye sorma ihtiyacı hissetmemiş” diyen Gardiyanoğlu, yasanın ivediliğine oy veren herkese teşekkür etti.

Gazeteciler Birliği’nin dün Meclis’te yaptığı eyleme de değinen Gardiyanoğlu, diyalog kurmanın önemine vurgu yaptı.

Eleştirilere saygı duyduğunu vurgulayan Sadıkoğlu, “Sırf bazıları gazetecilik yapacak diye, sırf kuyruklarına bastık diye kimsenin kimseye hakaret etmeye hakkı yoktur” dedi ve Gazeteciler Birliği’nin Komite’ye sunduğu tasarının ivedilikle ele alınması gerektiğini söyledi.

BRTK Müdürü Meryem Özkurt’un mahkumiyet kararına da değinen Sadıkoğlu, yargıya saygılı olduğunu belirterek, adaletin herkes için eşit olmasının önemine vurgu yaptı.

Advertisement

GÜNDEM

Işık Kitabevi Haftanın İlgi Gören-Okunan Kitapları (29 Kasım – 6 Aralık)

Published

on

Haftanın İlgi Gören – Okunan Kıbrıs Kitapları:

  • Barış Mezarlığı (Rumca – Türkçe) – Niyazi Kızılyürek – Işık Kitabevi Yayınları
  • Crans Montana – Makarios Druşotis – Galeri Kültür Yayınları
  • Bir Sır Adam- 1955/1974 Döneminin Saklı Tarihi – İlter Kırmızı – Eser Sahibinin Kendi Yayını
  • Gındırık – Şöhret Başaran Howells – Işık Kitabevi Yayınları
  • Güçük Prens – Kıbrıs Türkçesi – Antoine de Saint-Exupery – Eser Sahibinin Kendi Yayını

 

Haftanın İlgi Gören – Okunan Dünya Kitapları:

  • Kırmızı Pelerin – Gülseren Budayıcıoğlu – Doğan Kitapçılık
  • Sırça Köşk – Sabahattin Ali – Can Yayınları
  • Fareler ve İnsanlar – John Steinbeck – Sel Yayıncılık
  • Kaplanın Sırtında – İstibdat ve Hürriyet – Zülfü Livaneli – İnkılâp Kitabevi
  • Sineklerin Tanrısı – William Golding – Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları

Continue Reading

GÜNDEM

Lavrov, ABD’nin Suriye’nin kuzeyinde “böl ve yönet” taktiği uyguladığını belirtti

Published

on

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, ABD’nin, Suriye’nin kuzeyindeki terör örgütü PKK/YPG’yi desteklediğini ve bağımsız bir Kürt devleti kurulmasını istediğini belirterek, “Bu, Amerikalıların uzun zamandır benimsediği ‘böl ve yönet’ çizgisidir.” dedi.
Lavrov, katıldığı Primakov Okumaları Uluslararası Forumu’nda güncel konulara ilişkin açıklamalarda bulundu. Suriye meselesine değinen Lavrov, “Suriye, jeopolitik siyasi oyunların kurbanı kalmaya devam ediyor. Bu, Arap Baharı ile 2011’de başladı ve böyle devam etti.” diye konuştu. Lavrov, Suriye’de yabancı devletlere ait silahlı güçlerin bulunduğuna dikkati çekerek şunları söyledi: “Bunların arasında Suriye yönetiminin davet ettiği ve davet etmediği güçler de yer alıyor.

Türkiye ve Suriye arasındaki özel ilişkilerin tarihi ve İran’ın Suriye’deki etkisi dikkate alındığında, sahadaki durumu gerçekten etkileyenlerin birleşmesi, Esed (Suriye’deki rejimin lideri) ve hükümeti ile konuşması gerektiği kanaatinde idik. Böylece Rusya, Türkiye ve İran’dan oluşan Astana üçlüsü kuruldu.” – Türkiye ile Rusya arasındaki anlaşmalar Türkiye ile Rusya arasında İdlib Gerginliği Azaltma Bölgesi’nin varlığına yönelik anlaşmanın sürdüğünü hatırlatan Lavrov, burada Şam yönetimiyle diyaloğa açık olan muhaliflerle terör unsurlarının ayrılması gerektiğini, bu hususta Rus ve Türk devlet başkanlarının anlaşmaları olduğunu ifade etti. Lazkiye-Halep M4 otoyolu üzerindeki blokajın kaldırılması, ortak devriyelerin yapılması konusundaki anlaşmaların daha önce yapıldığına dikkati çeken Lavrov, söz konusu anlaşmaların şimdilik tamamının uygulanmadığını savundu. Lavrov, “Türk meslektaşlarımız da bunu kabul ediyor ve zorlukların üstesinden gelineceğine dair taahhütlerde bulunuyor.” ifadesini kullandı.

– Suriye’nin kuzeyinde ABD’nin etkisi Türk yetkililerinin Suriye’nin kuzeydoğusu konusundaki anlaşmaları hatırlattığına dikkati çeken Lavrov, bu bölgede Suriye Demokratik Güçleri ve YPG’nin Türkiye tarafından düşman ve terör örgütü olarak kabul edildiğini hatırlattı. Lavrov, “Bu yapılar, Amerikan birliklerinin esas olarak Fırat’ın doğu yakasında yasa dışı bulunması çerçevesinde ABD’nin himayesinden yararlandıkları gerçeğinde birleşiyor.” dedi. Suriye’de el-Tanf bölgesindeki duruma da değinen Lavrov, “Burada, vaatlere rağmen yasa dışı olarak 50 kilometrelik çapta el-Tanf bölgesi bulunuyor. Bu bölgede nelerin olup bittiğini kimse bilmiyor. Verilerimize göre teröristler, Rukban ve Hol kamplarında olduğu gibi burada da kendilerini iyi hissediyor.” şeklinde konuştu. Lavrov, ABD’nin Suriye’deki terör örgütü PKK/YPG’yi desteklediğine işaret ederek, “Amerikalıların, burada Kürt ayrılıkçılığını desteklemesi Türkiye’yi de endişelendiriyor. Bu, Kürtlerin azınlık olarak bulunduğu diğer ülkeleri de endişelendiriyor.

Çünkü Kürt sorunu çok tehlikelidir.” değerlendirmesinde bulundu. Suriye rejimi ile PKK/YPG arasında diyaloğun sağlanmasından yana olduklarını dile getiren Lavrov, “Bu oluşumların, aşırılıkçılığı güden kışkırtıcı eylemleri benimsemekten vazgeçmesi gerektiğini” vurguladı. ABD’nin ise bunu engellediğinin altını çizen Lavrov, şunları kaydetti: “Amerikalılar, Kürtleri bundan vazgeçiriyor. Amerikalılar, Rusya’nın bölünmesinden yana oldukları gibi, Kürtlerin bağımsız bir devlet kurmaları için koparılmasından da yana. Bu, Amerikalıların uzun zamandır benimsediği ‘böl ve yönet’ çizgisidir. Onlar, Suriye Demokratik Güçleri’nin Kürt liderlerini Şam ile diyalog kurmalarından vazgeçiriyorlar. Maalesef, bu Kürt oluşumlar, Amerikalıların güvenli ortak olduğuna inanıyor.” – Astana üçlüsünün pozisyonu Astana üçlüsü olarak Suriye’nin toprak bütünlüğünü bozacak unsurlara karşı sert şekilde müdahale edeceklerini belirten Lavrov, “Bu bağlamda, Türkiye ile Suriye arasında yapılan ve geçerliliğini koruyan Adana Anlaşması kapsamında, Türkiye’nin endişelerinin dikkate alınması doğrultusunda, bu iki ülkenin diyaloğu yeniden sağlaması yoluyla sınırda güvenliğin sağlanması ile ilgili sorunları çözmesinden yanayız. Görünüşe göre bunun için ön koşullar oluşuyor.” diye konuştu.

Continue Reading

GÜNDEM

Rusya Devlet Başkanı Putin: Nükleer savaş tehdidi büyüyor

Published

on

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, dünyada nükleer savaş tehdidinin arttığını ifade ederek, Rusya’nın nükleer silah kullanan ilk taraf olmayacağını vurguladı.

Rusya İnsan Hakları Konseyi toplantısında konuşan Rusya Devlet Başkanı Putin, Donbass sakinlerinin haklarının 8 yıl boyunca sözde uluslararası toplum tarafından tümüyle görmezden gelindiğini ve Donbass’taki durumun bazı uluslararası insan hakları kuruluşlarının görevlerini yerine getirecek kapasitede olmadığını gösterdiğini belirterek bu alandaki kuruluşların Rusya’ya yönelik önyargılı yaklaşımını eleştirdi.

“Özel askeri harekat başladıktan hemen sonra BM İnsan Hakları Konseyi, Avrupa Konseyi, diğer sözde insan hakları savunucusu kuruluşlar aniden ‘gözlerini açtı’ ve kendi utanmaz ideolojik önyargısını sergilemeye, hastalıklı kafalar yerine sağlıklı kesimleri suçlamaya başladı. Tüm bunlar, bu yapıların tüzükte belirlenen görevlerini yerine getirecek kapasitede olmadıklarını ifade ediyordu” diyen Putin, Rusya’nın kendisine yönelik aleni önyargılı tutum nedeniyle bu kuruluşların bazılarındaki üyeliğini askıya aldığını anımsattı.

Rusya ve yurtdışında geniş yelpazedeki sivil toplum kuruluşlarıyla çalışan bir kurum olarak Rusya İnsan Hakları Konseyi’nin insan haklarıyla ilgili sorunların ele alındığı etkili bir uluslararası platform görevi görebileceğini kaydeden Putin, “Mevcut yaklaşımlar etraflı şekilde analiz edilmeli, zira bunlar iyi olmaktan uzak, tamamen farklı hedeflere ulaşmak için kullanılmaya başlandı. Özellikle de, insan hakları doktrininin devletlerin egemenliğini yok etmek, Batı’nın siyasi, mali, ekonomik ve ideolojik tahakkümünü meşru kılmak için kullanıldığını görüyoruz” ifadelerini kullandı.

“YENİ BÖLGELERİN KATILIMI RUSYA İÇİN ÖNEMLİ BİR SONUÇ, AZAK DENİZİ İÇ DENİZ HALE GELDİ”

Ukrayna ve Donbass’ta düzenlenen özel askeri harekatın belki uzun bir süreç olduğunu ancak yeni bölgelerin katılımının Rusya için önemli bir sonuç olduğunu kaydeden Putin, Azak Denizi’nin de iç deniz haline geldiğine dikkat çekti.

“EK SEFERBERLİKLE İLGİLİ AÇIKLAMALAR ANLAMSIZ, BUNA İHTİYAÇ YOK”

Rusya’da gerçekleştirilen kısmi seferberlik kapsamında silah altına alınan 300 bin kişiden 150 bin kişinin birliklerde, onların 77 bininin muharip birliklerde ve cephede olduğunu anlatan Putin, Rusya’dan ek seferberlik yapılacağına dair söylemlerin anlamsız olduğunu, şu anda buna ihtiyaç duyulmadığını vurguladı.

Putin, geriye kalan 150 bin askerin poligonlarda veya eğitim merkezlerinde talimlere devam ettiğine dikkat çekerek onların bir nevi yedek muharip güç olarak tutulduğunu belirtti.

“RUSYA TÜM MEVCUT ARAÇLARLA KENDİSİNİ KORUMAYA HAZIR, KİMSE BAŞKA BİR ŞEY BEKLEMESİN”

Batı’daki bazı kesimlerin Rusya’yı var olma hakkı bulunmayan ikinci sınıf bir ülke olarak gördüğünü, Batılı insan hakları kuruluşlarının insan hakları için mücadele etmek değil, Rusya’nın politikalarına nüfuz etmek amacıyla kurulduğunu söyleyen Putin, “Buna karşı tek bir cevabımız olabilir; ulusal çıkarlarımız için tutarlı şekilde mücadele edeceğiz. Kimse başka bir şey beklemesin. Evet, bunu farklı yöntemlerle ve araçlarla yapacağız. En başta elbette barışçıl yollara odaklanacağız. Fakat başka seçenek kalmazsa elimizdeki tüm araçlarla kendimizi savunacağız” uyarısında bulundu.

“HAREKAT BÖLGESİNDE RUS ASKERLER ARASINDA KİTLESEL BOYUTTA FİRAR YAŞANMIYOR”

Özel harekat bölgesindeki Rus askerlerin kitleler halinde mevzilerden kaçtığına, firar ettiğine, bu tür askerler için kamplar kurulduğuna dair iddiaları yalanlayan Putin, tüm bunların uydurma, yalan haber olduğunu, hiçbir dayanağı bulunmadığını vurguladı.

“NÜKLEER SAVAŞ TEHDİDİ ARTIYOR, NÜKLEER SİLAH KULLANAN İLK TARAF OLMAYACAĞIZ”

Dünyada nükleer savaş tehdidinin arttığını belirten Putin, Rusya’nın hiçbir halükarda nükleer silah kullanan ilk taraf olmayacağını vurguladı.

Rusya’nın nükleer kuvvetlerinin dünyanın herhangi bir ülkesinden çok daha gelişmiş olduğunu belirten Putin, Rusya’nın nükleer silahlarını ustura gibi sallama niyetinde olmadığını ancak onları dizginleyici faktör olarak gördüğünü ifade etti.

Putin, “Biz aklımızı yitirmedik, nükleer silahların ne olduğunun farkındayız. Bu araçlara sahibiz ve bunlar diğer tüm nükleer ülkelerden daha gelişmiş ve daha modern seviyede. Bugün için bu, açık bir gerçek. Bu silahları tüm dünyaya bir ustura gibi sallama niyetinde değiliz. Nükleer silaha sahip olmak, çatışmaların genişlemesini provoke eden değil, dizginleyen bir faktör” ifadelerini kullandı.

Rusya’nın hiçbir halükarda nükleer silah kullanan ilk taraf olmayacağını ve bunun ikinci kullanan olmayacağı anlamına geldiğini de belirten Putin, zira Rusya topraklarına nükleer saldırısı düzenlenmesi durumunda Rus ordusunun nükleer silah kullanma imkanının son derece kısıtlanacağını anlattı.

Rusya lideri, “Bununla birlikte, savunma araçlarını kullanma stratejimiz var. Buna göre savunma için kitle imha silahlarını, nükleer silahları göz önünde bulunduruyoruz, tüm bunlar sözde misilleme saldırısı için ayarlandı, yani bizi vurduklarında karşılık vereceğiz” diye ekledi.

“ESKİ İNGİLTERE BAŞBAKANI TRUSS’IN AKSİNE RUSYA NÜKLEER SİLAH KULLANMA OLASILIĞINDAN BAHSETMEDİ”

Eski İngiltere Başbakanı Liz Truss’ın aksine Rusya’nın nükleer silah kullanma olasılığından hiçbir zaman bahsetmediğine dikkat çeken Putin şöyle devam etti:

“Eski İngiltere Başbakanı, bunu yapmaya hazır olduğunu kamuoyu önünde söyledi. Buna cevaben ben de bazı hususları vurgulamak durumunda kaldım. Kimse Truss’ın sözlerini dikkate almadı ancak bizim söylediklerimizi hemen köpürtüyorlar ve bunları kullanarak tüm dünyayı korkutuyorlar.”

“ABD AVRUPA’YA NÜKLEER SİLAH KONUŞLANDIRDI, RUSYA BU TÜR SİLAHLARI KİMSEYE VERMİYOR”

ABD’nin Avrupa kıtasına çok sayıda taktik nükleer silah konuşlandırdığını söyleyen Putin, “Biz, kendi nükleer silahımızı kimseye vermedik ve vermiyoruz. Ancak doğal olarak, gerektiğinde müttefiklerimizi elimizdeki tüm araçlarla koruyacağız” dedi.

“POLONYA’DAKİ AŞIRI MİLLİYETÇİLER, UKRAYNA’NIN BATISINI GERİ ALMAYI ARZULUYOR”

Polonya hükümetinin Ukrayna konusundaki tutumuna değinen Rusya lideri şöyle konuştu: “Polonya’daki aşırı milliyetçi çevreler sözde tarihi topraklarını geri almanın hayalini kuruyor. Yani Ukrayna’nın İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra İosef Stalin’in kararları sonucunda aldığı batı bölgelerini almanın. Bunu edebiyat eserlerinde, analizlerinde, açıklamalarında bile görüyoruz. Eninde sonunda mesele oraya varacak. Bundan hiç şüphe duymuyorum.”

Putin, mevcut koşullarda bugün sınırlar dahilinde Ukrayna’nın toprak bütünlüğünün ve egemenliğinin tek gerçek garantörünün Rusya olabileceğini, zira Ukrayna’nın bu toprakları İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra almasını sağlayanın bizzat Rusya olduğunu ifade etti.

Continue Reading

Facebook